Tau Ceti’de Dünya Benzeri Gezegen Bulundu

Gök bilimciler, Güneş Sistemi’nden sadece 12 ışık yılı uzaklıkta Dünya benzeri yeni bir gezegen keşfetti.

Uluslararası gök bilimcilerin oluşturduğu araştırma ekibi, Güneş’e benzerliğiyle bilinen Tau Ceti yıldızının yörüngesinde Dünya benzeri bir gezegen bulunduğunu açıkladı. Gezegenin, Tau Ceti sisteminin ‘yaşanabilir bölgesinde’ olduğu belirtildi. Bu bölge, yıldızlardan gelen ışınların yaşama olanak verebilmesi için gezegenler ve yıldız arasında bulunması gereken ideal mesafeyi kapsıyor. Yaşanabilir bölgedeki gezegenlerde su bulunma ihtimali diğerlerine kıyasla çok daha yüksek oluyor.

Astronomy & Astrophysics dergisinin internet sayfasında yayımlanan araştırmada yer alan ABD’nin Carnegie Bilim Enstitüsü’nden Paul Butler, “İlk kez en yakınımızdaki yıldızların ve gizli kalan Dünya benzeri gezegenelerin sırlarını ortaya çıkarıyoruz… Tau Ceti’deki gezegenleri doğrudan gözlemleyebildiğimiz zaman, su, karbondioksit, metan ve diğer yaşam izleri gösterecek materyalleri arayabileceğiz” dedi.

Dünya’dan sadece 12 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve geceleri gökte izlenebilen Tau Ceti, Güneş’in kütlesinin yüzde 78’ine sahip. Gök bilimciler, yıldızın yörüngesinde beş gezegen yer aldığı ve bu gezegenlerin kütlelerinin Dünya’nın iki ile altı katı arasında değiştiği düşünülüyor.

Gök bilimciler, bu gezegenlerden birinin Tau Ceti’nin yaşanabilir bölgesinde yer aldığını ve Dünya’nın yaklaşık beş katı kütleye sahip olduğunu belirtti. Böylece, keşfedilen gezegenin bugüne kadar Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde bulunan yaşam potansiyeline sahip gezegenelerin en küçüğü olduğu ifade edildi.

Tau Ceti’deki Dünya benzeri gezegeni keşfeden İngiltere’nin Hertfordshire Üniversitesi’nden Mikko Tuomi, araştırmalarında üç ayrı cihaz kullandıklarını ve altı binden fazla gözlem yapıldığını belirtti. Elde edilen verilerle modeller oluşturarak çalışan ekip, yeni tekniklerle bugüne kadar tespit edilebilen gezegenlerin yarısı büyüklüğündeki gezegenleri de tespit edebildklerini belirtti.

Tuomi, “Elde ettiğimiz verilere yapay sinyaller ekleyerek ve farklı tekniklerle gezegenlerden alınan sinyalleri test ederek, yeni modellere teknikleri geliştirdik… Böylece düşük kütleli gezegenleri tespit etme yeteneğimiz arttı” dedi.

Gök bilimciler, son yıllarda yapılan gözlemlerde Güneş Sistemi dışında çok sayıda gezegen keşfetti. NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) Kepler Teleskopu’nun Dünya’dan uzak yıldızlarda keşfettiği gezegen sayısı 2 bini geçti.

kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Tarihe Geçecek Bir Keşif!

NASA’dan açıklama: “Mars’ta bulunan keşif aracı Curiosity çok önemli bir keşif yaptı”. Bazıları, Mars’ta organizma kalıntısına ulaşıldığını öne sürdü.

Kızıl Gezegen’in yüzeyinde gözlem ve deneyler gerçekleştiren Curiosity, çok büyük bir keşif yapmış olabilir. Ancak NASA’nın konu hakkında kesin bir açıklama yapmamış olması şu an bilim dünyasında birçok soru işaretine neden olmuş durumda. NASA, Aralık’ın ilk haftasında resmi açıklama yapılacağını belirtti.

NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’na ev sahipliği yapan California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) jeolog John Grotzinger, Curiosity’nin en son analizlerinde çok ilginç sonuçlar elde ettiğini belirtti. Curiosity, Mars Numune Analizi (SAM) cihazına döktüğü en son numunede ‘bir şey’ keşfetti.

“TARİH KİTAPLARINA GEÇECEK”
Grotzinger, National Public Radio’ya (NPR) yaptığı açıklamada, “Curiosity’nin elde ettiği en son bulgular tarih kitaplarına geçecek. Gerçekten çok etkileyici görünüyor” dedi. Grotzinger’in açıklamasının ardından, Mars’taki jeolojik yapıların kimyasal bileşenlerini ve bu bileşenlerin yoğunluklarını analiz eden Curiosity’nin, Kızıl Gezegen’de mikrobiyolojik yaşam tespit etmiş olabileceği ifade edildi.

Grotzinger, Wired dergisine yaptığı açıklamada, elde edilen bilgilerin yakın zamanda açıklanacağını belirtti. Söz konusu açıklamanın, 3-7 Aralık arasında San Francisco’da düzenlenecek 2012 Amerikan Jeofizik Birliği toplantısında yapılabileceği ifade edildi.

Grotzinger, gönderdiği e-posta’da, “elde edilen sonuçların Dünya’yı sarsabilecek boyutta olduğunu, bu yüzden Curiosity ekibinin elde edilen bulguların doğruluğunu teyit etmek için birçok kontrol gerçekleştireceğini” söyledi. NASA, Grotzinger’in açıklamalarının dışında son gelişmeleri gazeteciler ve bilim dünyasıyla paylaşmıyor. Hatta, NASA bünyesinde Curiosity ekibi dışındaki bilim insanlarına bile bilgi verilmiyor.

Curiosity’nin 8 Eylül’de çektiği, Mars yüzeyine ait bir fotoğraf.

“SADECE BİR İPUCU DA OLABİLİR”
Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvar’ından Peter Smith, “Eğer yapılan keşif tarih kitaplarına geçecekse, açıklanmasını beklediğimiz keşif organik materyaller olacak” dedi. Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine 2008 yılında inen Phoenix keşif aracının ekibinde yer alan Smith, “Sadece bir ipucu elde edilmiş olabilir… Ama bu bile heyecan verici” dedi. Smith, Curiosity ekibinde yer alan kimseyle bağlantısı olmadığını ve en son gelişmeler hakkında bir bilgisi bulunmadığını söyledi.

Organik moleküllerin bulunması, Mars’ta yaşam olabileceği ihtimalini güçlendiren en önemli sinyallerden biri olacak. Phoenix, keşif görevi esnasında toprak numunesini eritmiş ancak Mars toprağında yer alan perkloratlara (tuz) rastlamıştı. Perkloratlar, ısıya tepki vererek tüm karmaşık organik molekülleri yok ediyor ve geride sadece karbon dioksit bırakıyor. Karbon dioksit, Mars atmosferinde oldukça bol mikyarda bulunuyor.

BU KEZ BULUNDU MU?
Mars’a 1976’da inen ve Kızıl Gezegen’in toprağına değen ilk insan yapımı araçlar olan Viking-1 ve Viking-2’de organik molekül arayışından sonuç alamamıştı. Bilim insanları, Mars’ta yapılan ilk keşiflerin ardından Dünya’nın en yakın komşusunda yaşam olmayacağını düşünmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, organik molekülleri ortadan kaldıran perkloratların varlığıydı.

Phoenix’in aksine, Curiosity’nin sahip olduğu en son teknoloji analiz ve deney donanımı, perkloratların tepki vermesini önleyen bir şekilde yavaşça ısıtılmasını sağlıyor. Aynı zamanda, deney esnasında numunede ne kadar karbon, oksijen, hidrojen ve diğer moleküllerin bulunduğu net bir şekilde ölçülüyor.

Curiosity’nin, tüm Mars keşif araçlarında standart olan ‘Hazcams’ kameraları. Ön ve arkadaki bu kameralar, yer ve çevredeki riskli unsurlara karşı keşif aracını uyarıyor.

Curisosity’nin sadece basit organik bileşikler bulmasının etkileyici olmayacağını belirten Smith, bu bileşiklerin Asteorit Kuşağı’ndaki meteorlarla Mars’a taşınmış olabileceğini hatırlattı. Ancak Mars’ın geçmişte yaşamın yapı taşlarına sahip olduğuna dari bulguların elde edilebileceğini belirten Smith, bir zamanlar gezegende bulunduğuna inanılan suyun da eklenmesiyle organizmaların Kızıl Gezegen’de yaşamış olabileceğini söyledi.

“DİKKATLİ OLUNMASI GEREKİYOR”
Wired’a konuşan Smith, “Eğer çok karmaşık organik yapıda bir yaşam izi bulmuşlarsa, bu gerçekten müthiş bir gelişme olur” dedi. Böyle bir bulgunun, bir zamanlar Mars’ta yaşamış organizmaların kalıntıları olabileceğine değinen Smith, yine de ‘bir kepçe kumdan’ böyle bir bulguya ulaşmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi.

Curiosity’nin elde ettiği bulguların ilk anda açıklanmamasının doğru bir hareket olduğunu ifade eden Smith, Phoenix görevinde de benzer bir süreç izlediklerini belirtti. Ancak elde ettiği sonuçlar hakkında yapılan spekülasyonların çok büyümesi, hatta ekiplerinden birinin Beyaz Saray’la görüştüğüne dair yanlış haberlerin çıkması, Smith’i oldukça zor durumda bırakmış. Smith, “Bir şeyleri gizli tutmaya çalıştığınızda, birçok çılgın şey yaşanabiliyor” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc

Uzayda Başıboş Dolaşan Gezegen

Kanada-Fransa-Hawaii Teleskopu ile birlikte ESO’nun Çok Büyük Teleskop’unu kullanan gök bilimciler uzayda büyük olasılıkla yıldızı olmadan dolaşan bir gezegen buldu.

Keşif, şimdiye kadarki en heyecan verici serbest dolaşan gezegen adayı olmasının yanı sıra, 100 ışık yılı uzaklığıyl bu tür nesneler arasında Güneş Sistemi’ne en yakın örneklerden birisi olarak kabul ediliyor.

Başıboş dünyalar, gezegen ve yıldızların oluşumuna ışık tutabilir. Gök bilimciler, görece yakın olması ve çevresinde çok parlak bir yıldızın yokluğu nedeniyle yeni keşfedilen gezegenin atmosferini detaylı bir şekilde inceleme fırsatı buldu. Ayrıca bu nesne gökbilimcilere gelecekte Güneş dışındaki yıldızların etrafında bulunan ötegezegenleri görüntülemeyi hedefleyen aygıtlar hakkında bir öngörü imkânı verdi.

Serbestçe dolaşan gezegenler, herhangi bir yıldıza bağlı olmadan uzayda dolaşan gezegen kütlesindeki cisimlerdir. Bu tür nesnelerin olası örnekleri daha önceden de bulunmuştu, ancak yaşları bilinmeden bunların gökbilimciler tarafından gerçekten gezegen mi yoksa yıldız olacak kadar madde biriktiremeyen bir kahverengi cüce mi olduklarını öğrenmek mümkün değil.

Gök bilimciler buna rağmen yakın bir genç yıldız topluluğu olan Hareketli AB Doradus Grubu’na ait olduğu görülen CFBDSIR2149 adı verilen bir nesne keşfettiler. Bu yeni gök cisminin özelliklerini test etmek için Kanada-Fransa-Havaii Teleskopu ile gerçekleştirilen gözlemler ESO’nun Çok Büyük Teleskop’unun gücüyle birleştirildi.

Daha büyük hali için tıklayın

ÖNEMİ ÇOK BÜYÜK
Hareketli AB Doradus Grubu bu tür gruplar arasında Güneş Sistemi’ne en yakın olanı. Buradaki yıldızlar uzay boyunca sürüklenmekte olup yaklaşık olarak aynı zamanda oluştukları düşünülmekte. Eğer yeni keşfedilen nesne bu hareketli grupla ilişkili ise (ki bu durumda genç bir nesnedir) sıcaklığı, kütlesi ve atmosferi ile ilgili daha fazla bilgi edinmek mümkün olacak. Hareket halindeki grupla bağlantılı olması küçük bir olasılık olarak hala göz önüne alınmakta.

Yeni bulunan nesne ile hareket halindeki grup arasındaki bağlantı yaşının bulunabilmesi adına gök bilimciler için hayati öneme sahip. Hareket grubunda tanımlanmış ilk yalıtılmış gezegen kütlesine sahip olan gök cismi, bu grupla ilişkilendirilmesi sayesinde şimdiye kadar tanımlanmış en ilginç serbestçe sürüklenen gezegen adayı.

Yeni araştırmanın baş yazarı Philippe Delorme (Grenoble Gezegenbilim ve Astrofizik Enstitüsü, CNRS/Joseph Fourier Üniversitesi, Fransa) “Yıldızların etrafındaki gezegenleri aramak, uzakta, güçlü bir araba farından bir santimetre uzaklıkta bulunan bir ateşböceğine bakmaya benziyor… Görece yakınımızdaki serbestçe sürüklenen bu nesne, arabanın göz kamaştırıcı ışıklarının her şeyi karıştıran ışığı olmadan ateşböceğini detaylıca görebilme fırsatı sundu” dedi.

UZAYDA BAŞIBOŞ SÜRÜKLENİYOR
CFBDSIR2149 gibi serbestçe sürüklenen nesnelerin ya kendi sistemlerinden atılmış normal gezegenlerden ya da küçük yıldızlar veya kahverengi cücelerden oluştuğu düşünülmekte. Yıldızları olmayan gezegenler ile en büyük kütleli yıldızlar ve en küçük kahverengi cücelere uzanan bir aralığı kapsayan bu cisimler, her iki durumda da gök bilimcilerin merakını uyandırıyor.

“Bu nesneler, gezegenlerin, gezegen sistemlerinden uzaya nasıl atılabildiğini ya da oldukça hafif nesnelerin yıldız oluşum sürecinde nasıl ortaya çıktığını anlamamıza yardım etmeleri açısından önemli” diyen Philippe Delorme, “Bu küçük nesne kendi sisteminden atılan bir gezegense uzay boşluğunda sürüklenen başıboş dünyaların çarpıcı görüntüsünü hatırlatıyor” yorumunu yaptı.

Bu dünyalar yaygın olabilir – belki de normal yıldızların sayısı kadar. Eğer CFBDSIR2149, Hareketli AB Doradus Grubu’na bağlı değilse, doğası ve özelliklerinden emin olmak zor ve gerçekte küçük kahverengi cüce olarak da karakterize edilebilir. Her iki senaryo da gezegenlerin ve yıldızların nasıl oluştuğu ve davrandığı üzerine önemli sorular ortaya koymaktadır.

“Daha sonraki çalışmalar CFBDSIR2149’un serbestçe sürüklenen bir gezegen olduğunu doğrulayabilir” diye sonladırıyor sözlerini Philippe Delorme. “Bu nesne, gelecekte VLT üzerine takılacak SPHERE ve benzeri, özel, yüksek-kontrasta sahip görüntüleme sistemleri tarafından keşfedilecek benzer ötegezegenlerin fiziğini anlamamız için bir kriter olarak kullanılabilir.”

Kaynak: eso.org/public/turkey

VENÜS GEZEGENİ

Büyüklüğü açısından Dünya ile benzerlik gösterdiğinden Dünya ile kardeş gezegen olarak da bilinmektedir. Gökyüzünde Güneş’e yakın konumda bulunduğundan ve yörüngesi Dünya’nınkine göre Güneş’e daha yakın olduğundan yeryüzünden sadece Güneş doğmadan önce veya battıktan sonra görülebilir. Bu yüzden Venüs Akşam Yıldızı veya Sabah Yıldızı olarak da isimlendirilir. Bir diğer adı da ‘Çoban yıldızı’dır. Görülebildiği zamanlar, gökyüzündeki en parlak cisim olarak dikkat çeker. Venüs, Güneş’e yaklaşık 108 milyon kilometre uzaklıkta oldukça dairesel bir yörünge üzerinde, bir devrini 224,7 günde tamamlar. Güneş sistemi’nin gezegenleri arasında gözlenen en düşük dışmerkezlik oranı, 0,007 ile Venüs yörüngesine aittir.

Okumaya devam et VENÜS GEZEGENİ

URANÜS GEZEGENİ

Uranüs Güneş sisteminin Güneş’ten uzaklık sırasına göre 7. gezegenidir. Çap açısından Jüpiter ve Satürn’den sonra üçüncü, kütle açısından bu iki gezegen ve Neptün’ün ardından dördüncü sırada gelir. Adını Yunan mitolojisi’ndeki gökyüzü tanrısı Uranos’tan (Latinceleştirilmiş şekli ile Uranus) alır. 1781 yılında William Herschel tarafından bulunmuştur. Gaz devleri sınıfına girmektedir.

Okumaya devam et URANÜS GEZEGENİ

SATÜRN GEZEGENİ

Satürn Güneş sisteminin güneşten uzaklık sırasına göre 6. gezegenidir. Büyüklük açısından Jüpiter’den sonra ikinci sırada gelir. Adını Roma tarım tanrısı Saturnus’tan alır. Arapça kökenli Zühal adı Türkçe’de giderek daha az kullanılmaktadır. Sekendiz olarak da bilinir. Çıplak gözle izlenebilen 5 gezegenden biri (diğerleri, Merkür, Venüs, Mars, ve Jüpiter) olarak eski çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşmakta ve gaz devleri sınıfına girmektedir.

Okumaya devam et SATÜRN GEZEGENİ

PLÜTON GEZEGENİ

Plüton, Güneş sistemindeki dokuzuncu gezegendir. Güneş sistemindeki en küçük gezegen olduğu için ve dışmerkezli bir yörüngeye sahip olduğu için, bir gezegen olup olmadığı konusunda tartışmalar çıkmıştır. Ancak bu konudaki tek kabul gören otorite, Uluslararası Gökbilim Birliği (International Astronomical Union; IAU), Plüton’u gezegen olarak sınıflandırmıştır.

Plato 1978 de keşfedilen Charon ile birlikte ikili bir gezegen sistemi oluşturur. Gezegen, Arizona Lowell Gözlemevi’nde astronom Clyde Tombaugh tarafından 18 Şubat 1930 tarihinde keşfedilmiştir. Tombaugh, Plüton’u Neptün’ün yörüngesindeki anormallikleri açıklayabilecek bir gök cismini ararken bulmuştur. Güneş sisteminin Sedna sayılmazsa en uzak gezegenidir. Büyüklüğü Ay’ın 1/6 sı kadardır. Yoğunluğu suyun 2 katıdır. Ekliptikle en fazla açıyı yapan gezegendir. Bu yüzden 1978-2000 yılları arasında Güneş’e Neptün’den daha yakın olmuştur. Uzun süre tek bilinen uydusu Charon olarak kaldı. 2005 yılında 2 küçük uydusu daha bulundu . Charon, Plüton’a, Ay’ın dünyaya yaptığı gibi hep aynı yüzünü gösterir.