Mars’ın Coğrafyası

Mars’ın küçük bir gezegen olmasına rağmen – yarıçapı Dünya’mızın yarısı kadardır – kıyaslarsak, Everest dağından ve Büyük Kanyon’dan daha etkileyici yerlere sahip olduğunu artık biliyoruz.

Bun yerlerden birisi olan Valles Marineris, kabaca Mars’ın ekvator bölgesinde yer alan, 4000km uzunluğunda ve 600km genişliğinde bir yarıktır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ki Büyük Kanyon sadece 450km uzunluğunda ve 29km genişliğindedir.

Valles Marineris

Bir diğer etkileyici yer, güney yarımkürede bulunan Hellas havzasıdır. Bu havza 2300km çapında ve derinliği 9km’den fazladır.

Hellas havzası

Ama bunların yanında belki de en dikkat çekici olan, kuzey ve güney yarımküreleri arasındaki yükseklik ve yüzey biçimi farklılığıdır. Güneyin engebeli ve dağlık yüzeyine göre, kuzey yarımküre düz, pürüzsüz ve ortalama altı km daha alçaktır.

Mars ve Dünya arasındaki büyüklük oranı

Kaynak: ESA

Dünya’ya En Çok Benzeyen Gezegen Bulundu

Dünya’dan 1.5 kat büyük olan ‘süper-Dünya’, gezegen avcısı Kepler uzay teleskopu tarafından keşfedildi.

Gezegen avcısı Kepler uydusu, bugüne kadar keşfettiği 2 bin 500’ü aşkın gezegene bir yenisini ve belki en önemlisini ekledi. KOI (Kepler’in Merak Konusu) 172.02 adı verilen gezegenin, bulunduğu yıldız sisteminde yaşanabilir bölgede yer aldığı ve sıvı suya sahip olma ihtimalinin bulunduğu belirtildi. Gök bilimciler, Dünya’dan 1.5 kat büyük olan ve bu sebeple ‘süper-Dünya’ olarak tanımlanan gezegenin, okyanuslara da sahip olabileceğini ifade etti.

KOI 172.02 gezegenin keşfi, kısa bir süre önce Samanyolu Galaksisi’nde Dünya büyüklüğünde 17 milyar gezegenin bulunduğunu açıklayan bilim dünyasında büyük heyecan yarattı.

Yıldızından yaklaşık 0.75 AU (astronomik birim) uzaklıkta olan KOI 172.02, yıldızdan gelen ışınların yüzeyinde aşırı sıcaklığa neden olmadığı, böylece sıvı suyun varlığına izin verdiği mesafede yer alıyor. Bu mesafenin kapsadığı alan, gök bilimde ‘Goldilocks Bölgesi’ yani Yaşanabilir Alan olarak biliniyor.

Yıldızının etrafındaki dönüşünü, yani bir yılı 242 günde tamamlayan KOI 172.02, kendisine hayat veren yıldızdan 112 milyon km uzaklıkta yer alıyor. Dünya’nın Güneş arasındaki mesafesi ise 0.98 AU, yani yaklaşık 150 milyon km.

KOI 172.02’nin keşfi, 221’inci Amerikan Astronomi Topluluğu Konferansı’nda, 8 Ocak günü açıklandı. NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nde Kepler projesinde yer alan Natalie Batalha, konuşmasında, ‘Yıldızının yaşanabilir bölgesinde bulunan ilk süper-Dünya’yı keşfettiklerini ve keşfin çok heyecan verici olduğunu’ söyledi.

Space.com’a konuşan ABD’nin Baltimore eyaletindeki Uzay Teleskopu Bilim Enstitüsü’nden Mario Livio, ‘Bu çok önemli bir gelişme… Kesinlikle Dünya dışı yaşam için iyi bir aday’ ifadesini kullandı.

KEPLER KEŞİFE DOYMUYOR
Yapılan büyük keşfin ardından ilk akıllara gelen soru, KOI 172.02’nin yaşama ne kadar elverişli olduğu. NASA, yaptığı açıklamada, Kepler’in başarısına değinirken, KOI 172.02 gezegeninin detaylı bir şekilde analiz edilmeye devam edildiğini belirtti.

2009 yılında Uzay’a gönderilen ve Güneş’in yörüngesini bir turunu 371 günde tamamlayan Kepler, hareketi esnasında gökyüzünde bir bölgeye kilitleniyor ve eş zamanlı olarak 150 bin yıldızın parlaklığını gözlemleyebiliyor. Teleskopun merkezinde, 42 tane kamera sensörü sıralanıyor. Bu sensörler, yıldızlarının önünden geçen yıldızları yakalıyor.

NASA, KOI 172.02’nin Dünya dışı yaşamın araştırılmasında önde gelecek kozmik cisimlerden biri olacağını belirtti.

DÜNYA BENZERİ YERLER
Gök bilimciler, Dünya benzeri kozmik cisimleri, evimizdekine benzer yaşam koşulları içeren bir gezegen veya uydu olarak tanımlıyor.

NASA, Dünya benzeri kozmik cisimlerin önemini, ‘Dünya’daki gibi karmaşık yaşam şekline, hatta bir medeniyete sahip olma ihtimali bulunmaları’ olarak ifade ediyor.

Bilim insanları, teorisel olarak, bir gün yabancı gezegenleri yaşama elverişli kılarak (terraforming), başka Dünya’lar oluşturulabileceğine inanıyor. Çoklu evren teorisi ise Dünya benzeri gezegenlerin bulunduğunu, paralel evrenlerde ise Dünya’nın başka bir versiyonunun var olduğunu öne sürüyor.

NASA, son yıllarda elde edilen bulguların astrobiyoloji ve Dünya dışı yaşam bulmaya yönelik alanlara olan ilgiyi daha da artırdığını ve SETI projesiyle bu arayışa devam ettiklerini belirtti.

Kepler, en son gözlemlerinde 461 Dünya dışı gezegen daha keşfetmiş ve keşif sayısını 2 bin 740’a çıkarmıştı. Bu gezegenlerden sadece dördünün ‘Dünya gibi yaşama olanak verebileceği’ düşünülüyor. KOI 172.02 ise beşinci ve en büyük aday konumunda.

Kaynak: space.com, ntvmsnbc

Dünya büyüklüğünde 17 milyar gezegen var

Gök bilimciler, yapılan araştırmalar sonucunda Güneş Sistemi’nin yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nde Dünya büyüklüğünde ‘en az’ 17 milyar gezegen bulunabileceğini ifade etti.

Bilim insanları, 13.2 milyar yaşındaki Samanyolu Galaksisi hakkında en dikkat çekici rakamlardan birini sundu. Yapılan en son araştırmalar, çapı 100-120 bin ışık yılı olan galakside, Dünya ile aynı büyüklükte en az 17 milyar gezegen bulunduğunu gösterdi.

Gök bilimciler, Samanyolu’nda 200-400 milyar yıldızın yer aldığını düşünüyor. Her bir yıldızın, en az bir gezegene sahip olduğu düşünüldüğünde, galaksideki gezegen sayısının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

ABD’nin Massachusetts eyaletindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Francois Fressin, California’da düzenlenen Amerikan Astronomi Topluluğu Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Yüksek rakama rağmen 17 milyar gezegenden kaç tanesinin su içerdiğini tahmin etmek için erken olduğunu” ifade etti.

MİLYARLARCA GEZEGEN
Gelişmiş teleskop ve uydularla son yıllarda Güneş Sistemi dışında yüzlerce gezegen keşfeden gök bilimciler, en son araştırmalarında 2009’dan bu yana yeni gezegenler arayan Kepler uzay aracının verilerini kullandı. Fressin ve ekibi, Samanyolu Galaksisi’nde yer alan her altı gezegenden en az birinin Dünya büyüklüğünde olduğu sonucuna vardı.

Benzer bir araştırma, Hawaii, California ve Berkeley Üniversiteleri’nin bir araya gelmesiyle gerçekleştirildi. Üç üniversitenin kurduğu araştırma ekibi, ‘Güneş Sistemi dışındaki gezengelerin yüzde 17’sinin Dünya büyüklüğünde olduğunu’ öne sürdü. Söz konusu gezegenlerin Dünya’dan çok az daha büyük ve küçük olabileceği ifade edildi.

ŞU AN İÇİN DÖRT İHTİMAL VAR
Kepler uzay aracı, dış gezenleri yörüngesindeki oldukları yıldızın etrafında dönerken Dünya’nın yakınından geçtiklerinde tespit ediyor. Kısaca, yörünge hareketi esnasında Dünya yakınından geçen gezegenler Kepler’e yakalanıyor. Ancak uçsuz bucaksız Uzay’da bir gezegenin Dünya’nın yakınından geçmesi binlerce yıl alıyor olabilir.

Uzay’da yaşam arayan SETI Enstitüsü’nden Christopher Burke, Kepler’in en son olarak 461 yeni gezegen adayı kozmik cisim keşfettiğini ve toplam keşif sayısını 2 bin 740’a çıkardığını söyledi. Bugüne kadar keşfedilen gezegenlerin, kütlesi Dünya’dan çok daha fazla olan ‘Dev Dünya olduğu’ belirtildi.

Fressin, 2 bini aşkın gezegenden sadece dördünün ‘Goldilocks Zone’, yani ‘Yaşanabilir Bölge’de yer aldığını düşündüklerini söyledi. Bu bölge, gezegenlerin su bulundurmalarını sağlayacak ısı ve jeolojik şartlara sahip olmaları için, yıldızlarıyla aralarında bulundurmaları gereken ideal mesafeyi temsil ediyor.

Fressin, son olarak, ‘Geceleri gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz her yıldız aslında bir sistemi temsil ediyor” dedi.

kaynak: ntvmsnbc

Okyanuslar ve bulutlarla kaplı bir Mars

Dünya’nın en yakın komşusu Mars, on yıllardır gök bilimcilerin sırlarını çözmeye çalıştığı gezegenlerin başında geliyor. Son 10 yıl içinde yapılan keşifler, gezegende bir zamanlar sıvı halde su olduğuna işaret ederken, Mars’ın antik zamanlarda tıpkı Dünya’ya benzediği görüşü de güçleniyor.

Yüzeyindeki Oppurtunity ve Curiosity keşif araçlarının yanı sıra, Mars Yörünge Kaşifi (MRO) uydusu tarafından gözlemlenen Mars, elde edilen son bulgularla bir zamanlar nasıl bir görünüme sahip olduğu hakkında bilim insanlarına ipucu veriyor.

MRO’un, Kızıl Gezegen’deki jeolojik yapıların yüksekliğine ait gönderdiği verileri değerlendiren ABD’lı yazılım mühendisi Kevin Gill, bilgisayar ortamında Mars’ın görüntüsünü oluşturdu.

Discovery News sitesine çalışması hakkında açıklama yapan Gill, “Dünya’ya ait benzer modeller yapıyordum. Mars’ta hayat olduğu izlenimi veren çizimlere rastladıktan sonra aynısını denemek istedim… Mars hakkında yeni bilgiler edinmek, yaratıcı olmak ve kullandığım yazılımı geliştirmek güzel bir şey” dedi.

DEV OKYANUSLAR VE NEHİRLER ORTAYA ÇIKTI
Gill, yaptığı çalışmada Mars’ın bir yüzünü tamamen farklı bir görünüme soktu. Dev okyanuslar ortaya çıkarken, 4 bin km’yi geçen uzunluğuyla Güneş Sistemi’ndeki en uzun vadileri içeren Vallis Marineris, okyanuslara açılan bir nehir haline geldi.

Mars’ın batı yarım küresindeki volkanik plato olan Tharsis Bulge’de bulunan ve uzunluğu Everest’in üç katı olan Olympus Mons, diğer yanardağlar Pavonis Mons, Ascraeus Mons ve Arsia Mons ile bulutlara yükselen bir görüntü oluşturdu.

Gill, yüksek rakımlı ekvatora yakın volkanik bölgede bitki örtüsünü az tutarken, daha alçak olan alanlara daha nemli ve yeşilliği bol bir görünüm kazandırdı. Mars’ın yüzde 95’i karbondioksitten oluşan ince atmosferi ise bulutlarla örtüldü.

büyük hali için tıklayın

CURIOSİTY TAHMİNLERİ DOĞRULUYOR
Mars’a Ağustos 2012’de iniş yapan keşif aracı Curiosity, Kızıl Gezegen’in bir zamanlar su akan nehirlerle kaplı olduğuna dair en büyük kanıta ulaşmıştı.

İniş yaptığı Gale Krateri’nde derinliği neredeyse 60 santimetre olan nehir yatağı keşfeden Curiosity, Mars’ın sadece kutup bölgelerinde buz halinde sıvı bulunmayabileceğini ortaya koydu. Kısa bir süre önce ise Oppurtunity keşif aracı Endeavour kraterinin kenarında geçmişte suyun etkisiyle oluşmuş minerallere rastladı.

Dahası, MRO’nun ve gemişteki uyduların Dünya’ya gönderdiği fotoğraflarda, Mars’ın yüzeyinde dev çukurlar ve nehir deltalarına benzeyen yapılar görüldü. Mars’ın kuzey yarımküresinde yer alan ve 4-5 km derinliğiyle gezegenin en alçak bölgesi olan Vastitas Borealis’te, bir zamanlar var olan okyanusun izlerini gösteren antik kıyı şeridi yer alıyor.

ATMOSFER DAHA KALINDI
Mars, mayetosfer tabakasını 4 milyar yıl önce kaybetti. Güneş fırtınaları, Mars atmosferini daha rahat etkisi altına alırken, manyetik alanının bulunmaması, kozmik fırtınalara karşı Kızıl Gezegen’i savunmasız bırakıyor. Bu bilgiler, Mars’ın uzun bir süredir Dünya gibi bir biyosfere sahip olmadığını gösteriyor.

Gill, Mars’ı renklendirirken bilimsel bulgulardan uzaklaştığını belirtti: “Gezegen bilimcisi değilim. Bu yüzden birçok tahminimi Dünya’daki coğrafi özelliklere göre yaptım. Ardından Mavi Bilye fotoğraflarıyla değerlendirme yaptım.”

Bir zamanlar gerçek olup olmadığı henüz bilinmese de, okyanuslara, bitki örtüsüne ve canlı bir atmosfere sahip olan bir Mars düşüncesi bugün hala heyecan verici.

Tau Ceti’de Dünya Benzeri Gezegen Bulundu

Gök bilimciler, Güneş Sistemi’nden sadece 12 ışık yılı uzaklıkta Dünya benzeri yeni bir gezegen keşfetti.

Uluslararası gök bilimcilerin oluşturduğu araştırma ekibi, Güneş’e benzerliğiyle bilinen Tau Ceti yıldızının yörüngesinde Dünya benzeri bir gezegen bulunduğunu açıkladı. Gezegenin, Tau Ceti sisteminin ‘yaşanabilir bölgesinde’ olduğu belirtildi. Bu bölge, yıldızlardan gelen ışınların yaşama olanak verebilmesi için gezegenler ve yıldız arasında bulunması gereken ideal mesafeyi kapsıyor. Yaşanabilir bölgedeki gezegenlerde su bulunma ihtimali diğerlerine kıyasla çok daha yüksek oluyor.

Astronomy & Astrophysics dergisinin internet sayfasında yayımlanan araştırmada yer alan ABD’nin Carnegie Bilim Enstitüsü’nden Paul Butler, “İlk kez en yakınımızdaki yıldızların ve gizli kalan Dünya benzeri gezegenelerin sırlarını ortaya çıkarıyoruz… Tau Ceti’deki gezegenleri doğrudan gözlemleyebildiğimiz zaman, su, karbondioksit, metan ve diğer yaşam izleri gösterecek materyalleri arayabileceğiz” dedi.

Dünya’dan sadece 12 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve geceleri gökte izlenebilen Tau Ceti, Güneş’in kütlesinin yüzde 78’ine sahip. Gök bilimciler, yıldızın yörüngesinde beş gezegen yer aldığı ve bu gezegenlerin kütlelerinin Dünya’nın iki ile altı katı arasında değiştiği düşünülüyor.

Gök bilimciler, bu gezegenlerden birinin Tau Ceti’nin yaşanabilir bölgesinde yer aldığını ve Dünya’nın yaklaşık beş katı kütleye sahip olduğunu belirtti. Böylece, keşfedilen gezegenin bugüne kadar Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde bulunan yaşam potansiyeline sahip gezegenelerin en küçüğü olduğu ifade edildi.

Tau Ceti’deki Dünya benzeri gezegeni keşfeden İngiltere’nin Hertfordshire Üniversitesi’nden Mikko Tuomi, araştırmalarında üç ayrı cihaz kullandıklarını ve altı binden fazla gözlem yapıldığını belirtti. Elde edilen verilerle modeller oluşturarak çalışan ekip, yeni tekniklerle bugüne kadar tespit edilebilen gezegenlerin yarısı büyüklüğündeki gezegenleri de tespit edebildklerini belirtti.

Tuomi, “Elde ettiğimiz verilere yapay sinyaller ekleyerek ve farklı tekniklerle gezegenlerden alınan sinyalleri test ederek, yeni modellere teknikleri geliştirdik… Böylece düşük kütleli gezegenleri tespit etme yeteneğimiz arttı” dedi.

Gök bilimciler, son yıllarda yapılan gözlemlerde Güneş Sistemi dışında çok sayıda gezegen keşfetti. NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) Kepler Teleskopu’nun Dünya’dan uzak yıldızlarda keşfettiği gezegen sayısı 2 bini geçti.

kaynak: ntvmsnbc

Türk Keşif Uydusu Göktürk-2 Uzayda

Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü ilk milli yer gözlem uydusu Göktürk-2 başarıyla uzaya fırlatıldı.

Yüzde 80 yerli yapım olan yüksek çözünürlüklü Türk keşif ve gözlem uydusu Göktürk-2, Çin’deki Jiuquan Fırlatma Üssü’nden saat 18.12’de Uzay’a fırlatıldı.

Başarılı bir ateşlemeyle uzaya gönderilen uydu, saat 18.25’te 686 kilometre yükseklikteki yörüngesine oturdu. Göktürk-2’den ilk sinyal 19.39’da Norveç Trömso’dan alındı.

Konuyla ilgili açıklama TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Müdür Vekili Tamer Beşer’den geldi.

Beşer, Göktürk-2’nin 18.25’te yörüngeye yerleşmesinin ardından, 19.39’da uydunun ilk sinyalinin de başarılı şekilde alındığını ve uydu ile yer arasındaki iletişimin sağlıklı şekilde kurulduğunu ifade etti.

Uydunun çalıştığına dair testlerin de başarıyla kontrol edildiğini anlatan Beşer, bundan sonra uydunun panellerinin de yarın sabah açılacağını ve normal işlevlerine başlayacağını söyledi.

Testler tamamlandıktan sonra yarın Göktürk-2’nin uzaydan yollayacağı ilk görüntüleri almayı hedeflediklerini bildiren Beşer, ”Bu tümüyle ekibin tercihi olacak. Görüntü alımından önce belki biraz daha testlere devam edebiliriz. Ancak Göktürk-2’den görüntü alabilecek durumdayız” diye konuştu.

Göktürk-2’nin uzaya fırlatış görüntüsünü aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:

ERDOĞAN: 25 ÜLKEDEN BİRİYİZ
Göktürk-2’nin fırlatılmasını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve üst düzey devlet yetkilileri, Türk bilim insanlarıyla beraber Ankara’dan izledi.

Burada bir konuşma yapan Erdoğan, “Bir hayal kurduk ve hayalimizi gerçekleştirdik” dedi.

Erdoğan, ”Bugün Türkiye için miletimiz için tarihi bir anı hep birlikte yaşıyoruz. Türkiye olarak geçmişte de uzaya uydu gönderdik ancak bugün gönderdiğimiz Göktürk-2 uydusu bu alanda artık iddia sahibi bir ülke olduğumuzun da somut ispatı oldu. Şu anda kendi uydusunu imal edebilen 25 ülkeden biri konumuna yükseliyoruz” diye konuştu.

MEHMET AKİF ERSOY’DAN ŞİİR OKUDU
Konuşmasında İstiklal Marşı’nın yazarı Mehmet Akif Ersoy’dan da alıntı yapan Erdoğan, ”Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak, alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak. Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me’yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar. Sahipsiz olan memleketin batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır. Feryadı bırak kendine gel. Çünkü zaman dar… Uğraş ki telafi edecek bunca zarar var” dizelerini okudu.

Erdoğan, şöyle devam etti: ”Biz işte böyle bir ruhla, böyle bir özgüvenle, böyle bir azim, ümit ve kararlılıkla hareket etme durumundayız. Biz yetiştirdiğimiz öğrencilere, genç nesillere, çocuklara böyle bir ufku, böyle bir vizyonu vermek zorundayız. Bakın yıllar yılı bizde diğer devletler, diğer medeniyetler karşısında maalesef ezik nesiller yetiştirilmek istendi. İthal her ürüne hayranlıkla bakan, dünyadaki her gelişmeyi hayranlıkla izleyen ama ben bunu daha iyi yaparım demeyen, diyemeyen nesiller yetiştirilmek istendi. Son 50 yılda dünyada her alanda çok büyük değişimler ve bilimsel teknolojik ilerlemeler kaydedilirken bizde başta üniversiteler olmak üzere kamuoyu gereksiz, faydasız boş tartışmalarla meşgul edildi. Bugün artık tüm bu gereksiz tartışmaları geride bıraktık. Biz geleceğe odaklandık. Milletçe, 75 milyon 2023 hedeflerine inandık ve hamdolsun emin adımlarla kararla adımlarla bu hedefe ilerliyoruz. Hızımızı hiç kesmeyeceğiz. Son 10 yılda yakaladığımız bu ivmeyi sürekli yükselteceğiz.”

TÜRKİYE’NİN ‘GÖZ’Ü OLACAK
TUŞAŞ ve TÜBİTAK tarafından geliştirilen Göktürk-2, askeri istihbarat ve keşiflerde Türkiye’nin gözü olacak.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait olan ve 140 milyon lira bütçeli proje kapsamında yapımına 2007 yılında başlanan uydu, sahip olduğu 2.5 metreye kadar çözünürlük kapasitesiyle kamyonet, otomobil ve zırhlı araçları net bir şekilde görüntüleyebilecek.

Havaalanlarındaki askeri hareketliliği Türkiye’ye rapor edecek olan Göktürk-2, dünyanın her noktasından görüntü alabilecek ve bunları Ankara’daki harekat merkezine gönderecek.

Dünya çevresini 98 dakikada turlayabilecek olan uydudan tek seferde 600 kilometrelik şeridin görüntüsü indirilebilecek.

Mars’ta Yaşam İzi Bulundu! [Güncellendi]

Güncelleme: NASA, bu hafta başında Mars keşif aracı Curiosity’nin yaptığı ‘büyük keşfin’ aslında beklendiği kadar büyük ve önemli olmadığını açıkladı ve tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) akademisyen olan Türk bilim insanı Bülent Kızıltan yaptığı açıklamada ‘NASA’nın PR denemesi yaparak gereksiz bir heyecan yarattığını’ belirtti.

Mars keşif aracı Curiosity’nin görev ekibinde yer alan John Grotzinger, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde ilkel yaşam izlerine rastlandığını belirtti. Elde edilen sonuçların, kesinleşmesi için birçok testten geçirilmesi gerektiği ifade edildi.

NASA, Curiosity’nin Mars kumundan topladığı numuneler üzerinde yapılan analizler sonucunda, ‘tarihi bir keşif yapılmış olabileceğini’ açıklamıştı. Mars yüzeyinde Ağustos ayından bu yana keşif yapan Curiosity’nin elde ettiği bulgular, bir hafta süren değerlendirmelerin sonucunda bugün kamuoyuna açıklandı.

Curiosity ekibinde yer alan bilim insanları, Kızıl Gezegen’in toprağında karmaşık kimyasal yapılar tespit ettiklerini, aynı zamanda uzun zamandır aradıkları organik bileşiklerin izine rastladıklarını belirtti. Mars’ta ilkel yaşam izlerine ilk kez ulaşıldığına dair tarihi bir açıklama yapılırken, bulguların kesinleşmesi için numunelerin Dünya’ya getirilmesi ve burada analiz edilmesine kadar uzanan kapsamlı testlerin yapılması gerektiği ifade edildi.

YAŞAM İZİ NEREDEN GELDİ?
Curiosity’nin Mars yüzeyinden topladığı numunede klor, sülfür ve su izine rastladığı açıklandı. Bu elementlerin yanı sıra, karbon içeren kimyasalların, yani organik moleküllerin (yaşamın yapı taşı olan bloklar) izine rastlandığı ifade edildi.

Bu element ve moleküller, Curiosity’nin Mars Numune Analizi (SAM) donanımı tarafından tespit edildi. Curiosity, robotik kolunun ucundaki kepçeyle Mars kumu ve toprağını süzdükten sonra bu donanıma boşaltıyor ve numunelerin bileşikleri tespit ediliyor.

John Grotzinger, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Curiosity’nin gerçekleştirdiği analizlerin doğruluk payına dikkat çekerken, daha çok test yapmaları gerektiğini söyledi. Grotzinger, “Curiosity mükemmel çalışan ve son derece hassas olan bir donanıma sahip. Bu donanım Mars yüzeyinde elde ettiği numunelerde organik moleküller keşfetti. Bunun test edilmesi gerekiyor. Dünya’ya getirilecek numunelerin analiz edilmesi gerekiyor. Bu organik moleküller nereden geldi, Mars çevresinde mi oluştu yoksa başka bir yerden mi geldi bunu anlamamız lazım” dedi.

Curiosity ekibi, yapılan tespitin ardından sorulması gereken en önemli sorunun, bu bileşiklerin Mars’ın doğasında mı oluştuğu veya diğer kozmik cisimler tarafından mı Kızıl Gezegen’e taşındığını anlamak olduğunu ifade etti. Dahası, bu yaşam izlerinin, Curiosity tarafından Dünya’dan Mars’a taşınmış olabileceği belirtildi.

‘TESTLER SÜRECEK’
Curiosity’nin SAM baş analisti Paul Mahaffy, Grotzinger’in ardından söz alarak, “SAM, organik moleküllere ait kesin bir tespitte bulundu diyemeyiz… Her ne kadar organik bileşikler bulmuş olsa da, ilk olarak bu bileşiklerin Mars’a özgü olup olmadığını anlamamız lazım” dedi.

NASA yaptığı basın açıklamasında, “Tespit edilen klorun büyük olasılıkla Mars’a ait olduğunu ancak karbonun Curiosity aracılığıyla Dünya’dan gelmiş olabileceğini” ifade etti.

Curiosity'nin Mars izleri
Curiosity’nin Mars izleri

Curiosity, en son elde ettiği bulguları Sharp Dağı’na giden yolun üzerinde bulunan rüzgarlı ve kumlu ‘Rocknest’ bölgesinde keşfetti. Curiosity, dev Gale Krateri’ne indikten sonra kapsamlı analizler gerçekleştirmek için Sharp Dağı’na ilerliyor.

Grotzinger, 2.5 milyar dolarlık nükleer enerjili keşif aracının, yakın zamanda sondaj çalışmalarına da başlayacağını ifade etti. Mars’a gönderilen en gelişmiş uzay aracı olan Curiosity, en az 2 yıl süreyle Gale Krateri’nde keşif yapacak.

Grotzinger, bugüne kadar Curiosity’nin Dünya’ya çok büyük ve çok önemli miktarda veri gönderdiğini, kamuoyuyla paylaştıkları fotoğraf sayısının 11 bini bulduğunu belirtti. ABD’li araştırmacı, bir hafta boyunca bekleyen açıklamanın oldukça önemli olduğunu belirtirken, Curiosity ekibi, uzay aracının birçok önemli keşifte bulunduğunu ve antik bir nehir yatağı keşfinin ‘inanılmaz’ olduğunu ifade etti.

Kaynak: nasa, ntvmsnbc