NASA’nın Uzay Yemekleri

Astronotların uzay yemekleri nasıldır? Uzayda geçirilen uzun görevler sırasında ne yerler ne içerler? NASA’nın yemek teknolojisi ile astronotların yemeklerini nasıl yediklerini burada görebilirsiniz.

Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) yemek kabı

  Okumaya devam et NASA’nın Uzay Yemekleri

Uzaya Çıkan Hayvanlar

Uzaya çıkan ilk canlılar biz değildik. Bizden önce küçük dostlarımız, bu tehlikeli yolculuklarda yer alarak insanoğlunun uzay macerasına katkıda bulunmuşlardır.

İşte uzaya çıkan ilk canlı dostlarımız, astronot hayvanlar:

Laika. Bu sevimli kırma köpek uzaya çıkan ilk canlı olarak tarihe geçmiştir. 1957’de Sovyetlerin Sputnik-2 görevinde yer almıştır.

 

Maymun astronot Sam. Bu rhesus maymunu 1959’da NASA’nın Mercury uzay aracıyla dünya dışına çıkmıştır.

 

Sam’in ikinci yolculuğu 1960’da yine NASA’nın Mercury göreviyle gerçekleşmiştir.

 

Ham adındakı bu şempanze NASA tarafından 1961’de uzaya gönderilmesinin ardından yeryüzüne başarıyla dönmüştür.

 

Enos adındaki şempanze, 1961’de ki uzay görevi için hazırlanıyor.

 

2013’de İran’ın uzaya gönderdiği maymun.

 

Kaynak: NASA ve Space.com

Mars’ta Gün Batımı

NASA’nın Mars keşif robotu Oppurtunity, Kızıl Gezegen’deki dev Endeavour kraterine bakan bir noktada mükemmel bir kare yakaladı.

Kraterin batı ucunda bulunan robot, gün batımı esnasında Güneş ışınların kratere düştüğü anı görüntüledi. Fotoğrafta, Oppurtunity’nin gölgesi kratere uzanıyormuş gibi görünüyor. Keşif robotu, 22 kilometre genişliğindeki kratere Ağustos 2011’de ulaşmıştı.

NASA’nın yayımladığı en son fotoğraf, Oppurtunity’nin panoramik kamerasıyla Mars saatiyle 16.30 ile 17.00 arasında çekildi. NASA yetkilileri, fotoğrafın 9 Mart tarihine ait olduğunu belirtti. Sahte renkte yayımlanan fotoğraf, Endeavour’un yüzeyindeki karanlık tepeler gibi kraterin yüzeyindeki farklılıkların belli olmasını sağlıyor.

Oppurtunity, yaklaşık dört ay boyunca dev krateri Greeley Haven adı verilen bölgeden gözlemledi ve henüz iki hafta önce tekrar hareket etmeye başladı. Kış süresince sabit bir noktada bekleyen keşif robotu, bu sürede solar panellerini Güneş’e konumlandırarak aktif kaldı.

Oppurtunity, geride bıraktığı dört ay süresince, Greeley Haven’daki kayaları incelerken, bilim insanları robotun yaydığı radyo sinyallerini analiz ederek gezegegin iç yapısı üzerinde araştırmalar yaptı.

MARS’TA SEKİZ YIL
Oppurtunity ve ikizi Spirit, Kızıl Gezegene Ocak 2004’te indi. Altı tekerli, golf arabası büyüklüğündeki iki robotun asıl görevi, üç ay boyunca Mars’ta geçmişten kalan su izleri bulmaktı.

Her iki robotun görev süresi geride kalan aylar boyunca uzatılırken, Mars’ın bir zamanlar daha sulak ve sıcak bir yer olduğuna dair bulgular elde ettiler. Spirit, Mart 2010’da Güneş’i görecek şekilde konumlanmayı başaramayınca devre dışı kaldı ve geçtiğimiz yıl tamamen kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Oppurtunity ise geride kalan sekiz yılın ardından hala güçlü. Keşif robotunun bu sürede geride bıraktığı mesafe 34.4 km.

NASA’lı mühendisler, yakın zamanda Oppurtunity’e eşlik edecek yeni bir robotu Kızıl Gezegen’e gönderecek. Bir ton ağırlığındaki Curiosity, bir aksaklık yaşanmadığı takdirde 5 Ağustos günü Mars’ın yüzeyine inecek. Araba büyüklüğündeki keşif robotu, Mars’ın yüzeyinde mikrobik hayata dair bulgular arayacak.

Güneş Sistemi’ndeki en iyi manzara

Uluslararası Uzay İstayonu’nda (ISS) görev yapan astronotlar, Dünya’ya ait yüzlerce saatlik çekimden bazı kısımları hızlandırılmış video haline getirdi.

İnsanlığın 2000 yılından bu yana alçak yörüngedeki yerleşim noktası olan uzay laboratuarı, altında dönüp duran Mavi Bilye’ye ait mükemmel görüntüler çekiyor.

Yeryüzünde astronotların gönderdiği videoyu montajlayan Alex Rivest, “ISS’deki şanslı astronotlar ve bilim insanları kesinlikle Güneş Sistemi’ndeki en iyi manzaraya sahip” dedi.

Uzay istasyonunun cupola (ISS’de ve bugüne dek uzay araçlarında bulunan en büyük pencere) kısmında yer alan kamera, astronotların her gün tanık olduğu görüntüleri bize gösteriyor. Okyanuslar, nehirler, bulutlar ve rengarenk şehirler, Dev pencerenin altında akıp gidiyor.

Rivest, hazırladığı videoyu, Yuri Gagarin’in uzaya çıkışının 51’inci yıldönümü olan 12 Nisan’da yayımladı. Gagarin’in uzaya çıkan ilk insan olduğu rekabet günlerinde, ABD ve Sovyet Rusya teknolojik özelliklerini sunmak için büyük bir yarışa girmişti.

Avrupalı, Kanadalı, Japon, Rus ve ABD’li astronotların, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA işbirliğiyle beraber yer aldıkları ISS ise bugün gelinen noktanın 50 yıl öncesine kıyasla ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. ABD’nin uzay mekiği filosunun Temmuz 2011’de emekliye ayrılmasıyla, ABD’li astronotlar Rusların inşa ettiği roket ve uzay araçlarıyla atmosferin dışına yolculuk yapıyor.

Kaynak: ntvmsnbc

Astronot olmak kolay değil

Çölde hayatta kalma eğitiminden zorlu simülasyonlara, uzaya çıkmanın bedeli hep çok ağır olmuş.

Yıllar içinde değişen astronot eğitimleri ve rakamlarla uzay yolculuğunun ‘en’leri…

12 Nisan’da Yuri Gagarin’in uzay yolculuğunun 50. yılı kutlanıyor. BBC, yıllar boyunca değişen astronot eğitimlerini eski astronotlara sordu. Uzaya çıkmanın hiç de öyle kolay olmadığını gözler önüne seren araştırma aynı zamanda uzay yolculuğunun ‘en’lerini çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor.

Rus kozmonotların aldığı efsanevi eğitimlerin zaman zaman işkenceye dönüşecek derecede zorlu olduğu biliniyor. Washington D.C.’deki Ulusal Hava ve Uzay Müzesi’nden Cathleen Lewis, kozmonotların savaş döneminde yüksek irtifa koşullarını görmüş pilotlardan seçildiğini belirtiyor.

Britanya asıllı astronot Piers Sellers BBC’ye yaptığı açıklamada şöyle konuştu: “Gagarin ve arkadaşları düşünebileceğiniz en ağır eğitimlerden geçtiler…Uzayın bir insanın dayanamayacağı kadar zorlu bir yer olacağı tahmin edilliyordu. Bu yüzden santrifüjlerde, oksijensiz alanlarda zalimce, hatta zaman zaman işkenceye varan eğitimlerden geçmeleri gerekti.”

Amerika’da da durum pek farklı değildi. Uzay yolculuğu dönüşünde aracıyla okyanusa düşecek astronotlar hem okyanusta hayatta kalma eğitimi aldılar, hem de bir kaza sonucu çöle veya ormana düşerlerse orada nasıl hayatta kalabileceklerini de öğrendiler. Aynı şekilde bir kaza sonucu düşman bölgeye düşmesi ihtimaline karşın Gagarin’in Vostok aracındaki acil durum çantasında bir adet de tabanca bulunuyordu.

1959’da astronot olmak için gereken zorunlu eğitim 4 yıl iken 1967’de bu rakam 8,3 yıla çıkmıştı. Eğitimde olmazsa olmazlardan biri de düşük yer çekimi ve ağırlıksızlık eğitimleriydi. Bu durumda her astronotun yolu mutlaka Texas’da bulunan Johnson Uzay Merkezi’ndeki Nötr Yüzerlik Havuzu’ndan geçiyordu. Tam teçhizatlı astronotlar dünyanın en büyük kapalı havuzunda ne batar ne de yüzer şekilde saatlerce kalıyorlardı. Havuzda birebir boyutta uzay mekiği modelleri ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nun modülleri de bulunuyor.

Teknolojinin ilerlemesiyle beraber eğitimlerin önemli kısmında sanal gerçeklikten de faydalanılmaya başlandı. Uzay yürüyüşleri ve robotlarla yapılan görevlerin eğitimlerinde sanal gerçeklik yoğun olarak kullanılıyor. Zaman içinde astronotların giderek artan sorumluluklarını Dr.
Sellers şöyle açıklıyor: “Eskiden sadece bir kapsülü yönetmeleri gerekirken şimdi bir çok karmaşık sistemi çok iyi derecede kullanmaları gerekiyor.” Zamanla uzay araçlarının da çok değiştiğini ifade eden Sellers pilotun rolünün de buna bağlı olark değiştiğini belirtiyor ve ekliyor: “Kalkışta roket, yörüngede uzay aracı, inişteyse oldukça karmaşık bir planörü kontrol etmeleri gerekiyor.”

Bütün bunların yanında astronotların bir de uzayda geçirecekleri uzun zamanın etkilerine karşı hazırlıklı olmaları gerekiyor. Aralıksız en uzun süre uzayda kalan kadın olan Suni Williams bu durumu şöyle açıklıyor: “Uçuş öncesinde hayatta hiç olmadığınız kadar zinde oluyorsunuz ama dönüşte durum tamamen değişiyor. Uzayda geçen her saniye kemik yoğunluğunuz ve kas kütleniz azalıyor; çünkü onlara pek ihtiyaç duymuyorsunuz.”

kaynak: ntvmsnbc

Bu gezegen boy uzatıyor

Mars gibi yerçekiminin büyük farklılık gösterdiği bir gezegende doğsaydık bir daha Dünya’da yaşayamazdık.

Uzun boylular için halk arasında “sulak yerde büyümüş” denir. Oysa Mars’ta Dünya’ya kıyasla çok daha az su var. Üstelik bu da bir hidrosfer yaratacak kadar çok olmayıp, sadece kutup bölgelerinde ve donmuş toprakta buz halinde bulunuyor. Buna rağmen eğer Mars’ta doğum mümkün olsaydı, orada büyüyen çocuklar bize göre çok daha uzun boylu olurlardı.

İşin sırrı elbette yer çekimindeki farklılık. Dünya’da sürekli olarak 1G kuvvetinde yer çekiminin etkisi altındayız. NASA’ya göre çoğu astronotun boyu uzay uçuşları sırasında 4-5 cm kadar uzuyor. Bunun nedeni azalan yer çekimiyle beraber omurilik sıvısının genleşmesi. Dünya’ya döndüklerinde 10 gün içinde tekrar eski boylarına dönüyorlar.

Bu yüzden araştırmacılar uzun uzay uçuşlarını daha kolaylaştırmak için yapay yer çekimi üzerinde çalışıyor. O gün gelene kadar da NASA astronot giysilerini biraz daha büyük ve geniş olarak tasarlamaya devam edecek.

UYURKEN DE UZAR
İnsanın boyu uyurken de uzar. Yatakta uzanırken yer çekiminin baskısıyla omurgamız esner. Bundan dolayı sabahları yaklaşık 1 cm daha uzun boyla kalkarız yataktan.

Mars’ta yerleşimin ateşli savunucularından Robert Zubrin’in teorisine göre, daha düşük yer çekimine sahip olan Mars gibi gezegenlerde doğacak çocuklar Dünya’dakilere göre daha uzun boylu olur. Dünya’daki anne-babalardan gelen genetik özellikleri aynı kalsa da, Dünya’nın üçte biri yer çekimine sahip olan Mars’ta doğan çocukların omurgaları Dünya’dakine kıyasla çok daha fazla esneyerek uzayabilir. Üstelik bu ortamda doğan çocuklar uzay uçuşlarında astronotların yaşadığı kas kütlesi ve kemik sorunlarını yaşamazlar.

Mars’ta doğanlar, en büyük sorunu Dünya’ya döndükleri zaman yaşarlar büyük ihtimalle. Üç kat daha güçlü yer çekiminin olması, ciddi kemik rahatsızlıkları yaratacaktır. NASA’dan Al Globus durumu şöyle açıklıyor: “Mars’ta 80 kg ağırlığında olan biri Dünya’ya döndüğünde 240 kg geleceği için yataktan çıkmakta bile büyük sorun yaşayabilir. Bu yüzden Ay’da veya Mars’ta büyüyen çocukların üniversite eğitimi için Dünya’ya dönmeleri ne yazık ki söz konusu değil.”

Kaynak: ntvmsnbc

Ay’daki ilk adımlar internette

1969’daki Apollo 11 seyahati ve iki astronotun aydak ilk adımları sanal ortamda dakika dakika izlenebilecek.

Aya insanoğlunun ilk adım atışının 40. yılı kutlamaları çerçevesinde, internet kullanıcıları, 20 Temmuz 1969’da Neil Armstrong ve Edwin Buzz Aldrin’in ay toprağına ayak basmalarını sağlayan Apollo 11 seyahatini sanal ortamda yaşayabilecekler.

Bugün “wechoosethemoon.org” internet sitesinde yayınlanmaya başlanan sanal seyahat, 1969’da televizyonda izlenenden çok daha fazlasını internet kullanıcılarına sunuyor. .

Projenin sorumlularından Tom McNaught, 4 günlük ay seyahatinin bu sanal canlandırmayla dakika dakika izlenebileceğini belirterek, ”Hedefimiz, bu mirası genç nesillerle paylaşmak ve 1969’daki keşfin önemini gençlerin anlayabilmesi için interaktif bir arayüz oluşturmak” dedi..

Ay seyahati sırasında Houston’daki kontrol merkezi ile astronotlar arasındaki efsanevi konuşmalar da bu internet sitesinin yanı sıra popüler mikro-blog sitesi Tweeter’dan yayınlanıyor.

“wechoosethemoon.org” sitesinde NASA’nın kayıtları, görüntüler, fotoğraflar ve sesler gerçekçi bir canlandırma yaratabilmek için kullanılıyor. Ayrıca internet kullanıcıları, elektronik postayla uzay modülünün ay yüzeyine iniş anında uyarılacak.

Site bir yıl süreyle açık kalacak.

Kaynak: ntvmsnbc