Okyanuslar ve bulutlarla kaplı bir Mars

Dünya’nın en yakın komşusu Mars, on yıllardır gök bilimcilerin sırlarını çözmeye çalıştığı gezegenlerin başında geliyor. Son 10 yıl içinde yapılan keşifler, gezegende bir zamanlar sıvı halde su olduğuna işaret ederken, Mars’ın antik zamanlarda tıpkı Dünya’ya benzediği görüşü de güçleniyor.

Yüzeyindeki Oppurtunity ve Curiosity keşif araçlarının yanı sıra, Mars Yörünge Kaşifi (MRO) uydusu tarafından gözlemlenen Mars, elde edilen son bulgularla bir zamanlar nasıl bir görünüme sahip olduğu hakkında bilim insanlarına ipucu veriyor.

MRO’un, Kızıl Gezegen’deki jeolojik yapıların yüksekliğine ait gönderdiği verileri değerlendiren ABD’lı yazılım mühendisi Kevin Gill, bilgisayar ortamında Mars’ın görüntüsünü oluşturdu.

Discovery News sitesine çalışması hakkında açıklama yapan Gill, “Dünya’ya ait benzer modeller yapıyordum. Mars’ta hayat olduğu izlenimi veren çizimlere rastladıktan sonra aynısını denemek istedim… Mars hakkında yeni bilgiler edinmek, yaratıcı olmak ve kullandığım yazılımı geliştirmek güzel bir şey” dedi.

DEV OKYANUSLAR VE NEHİRLER ORTAYA ÇIKTI
Gill, yaptığı çalışmada Mars’ın bir yüzünü tamamen farklı bir görünüme soktu. Dev okyanuslar ortaya çıkarken, 4 bin km’yi geçen uzunluğuyla Güneş Sistemi’ndeki en uzun vadileri içeren Vallis Marineris, okyanuslara açılan bir nehir haline geldi.

Mars’ın batı yarım küresindeki volkanik plato olan Tharsis Bulge’de bulunan ve uzunluğu Everest’in üç katı olan Olympus Mons, diğer yanardağlar Pavonis Mons, Ascraeus Mons ve Arsia Mons ile bulutlara yükselen bir görüntü oluşturdu.

Gill, yüksek rakımlı ekvatora yakın volkanik bölgede bitki örtüsünü az tutarken, daha alçak olan alanlara daha nemli ve yeşilliği bol bir görünüm kazandırdı. Mars’ın yüzde 95’i karbondioksitten oluşan ince atmosferi ise bulutlarla örtüldü.

büyük hali için tıklayın

CURIOSİTY TAHMİNLERİ DOĞRULUYOR
Mars’a Ağustos 2012’de iniş yapan keşif aracı Curiosity, Kızıl Gezegen’in bir zamanlar su akan nehirlerle kaplı olduğuna dair en büyük kanıta ulaşmıştı.

İniş yaptığı Gale Krateri’nde derinliği neredeyse 60 santimetre olan nehir yatağı keşfeden Curiosity, Mars’ın sadece kutup bölgelerinde buz halinde sıvı bulunmayabileceğini ortaya koydu. Kısa bir süre önce ise Oppurtunity keşif aracı Endeavour kraterinin kenarında geçmişte suyun etkisiyle oluşmuş minerallere rastladı.

Dahası, MRO’nun ve gemişteki uyduların Dünya’ya gönderdiği fotoğraflarda, Mars’ın yüzeyinde dev çukurlar ve nehir deltalarına benzeyen yapılar görüldü. Mars’ın kuzey yarımküresinde yer alan ve 4-5 km derinliğiyle gezegenin en alçak bölgesi olan Vastitas Borealis’te, bir zamanlar var olan okyanusun izlerini gösteren antik kıyı şeridi yer alıyor.

ATMOSFER DAHA KALINDI
Mars, mayetosfer tabakasını 4 milyar yıl önce kaybetti. Güneş fırtınaları, Mars atmosferini daha rahat etkisi altına alırken, manyetik alanının bulunmaması, kozmik fırtınalara karşı Kızıl Gezegen’i savunmasız bırakıyor. Bu bilgiler, Mars’ın uzun bir süredir Dünya gibi bir biyosfere sahip olmadığını gösteriyor.

Gill, Mars’ı renklendirirken bilimsel bulgulardan uzaklaştığını belirtti: “Gezegen bilimcisi değilim. Bu yüzden birçok tahminimi Dünya’daki coğrafi özelliklere göre yaptım. Ardından Mavi Bilye fotoğraflarıyla değerlendirme yaptım.”

Bir zamanlar gerçek olup olmadığı henüz bilinmese de, okyanuslara, bitki örtüsüne ve canlı bir atmosfere sahip olan bir Mars düşüncesi bugün hala heyecan verici.

Tau Ceti’de Dünya Benzeri Gezegen Bulundu

Gök bilimciler, Güneş Sistemi’nden sadece 12 ışık yılı uzaklıkta Dünya benzeri yeni bir gezegen keşfetti.

Uluslararası gök bilimcilerin oluşturduğu araştırma ekibi, Güneş’e benzerliğiyle bilinen Tau Ceti yıldızının yörüngesinde Dünya benzeri bir gezegen bulunduğunu açıkladı. Gezegenin, Tau Ceti sisteminin ‘yaşanabilir bölgesinde’ olduğu belirtildi. Bu bölge, yıldızlardan gelen ışınların yaşama olanak verebilmesi için gezegenler ve yıldız arasında bulunması gereken ideal mesafeyi kapsıyor. Yaşanabilir bölgedeki gezegenlerde su bulunma ihtimali diğerlerine kıyasla çok daha yüksek oluyor.

Astronomy & Astrophysics dergisinin internet sayfasında yayımlanan araştırmada yer alan ABD’nin Carnegie Bilim Enstitüsü’nden Paul Butler, “İlk kez en yakınımızdaki yıldızların ve gizli kalan Dünya benzeri gezegenelerin sırlarını ortaya çıkarıyoruz… Tau Ceti’deki gezegenleri doğrudan gözlemleyebildiğimiz zaman, su, karbondioksit, metan ve diğer yaşam izleri gösterecek materyalleri arayabileceğiz” dedi.

Dünya’dan sadece 12 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve geceleri gökte izlenebilen Tau Ceti, Güneş’in kütlesinin yüzde 78’ine sahip. Gök bilimciler, yıldızın yörüngesinde beş gezegen yer aldığı ve bu gezegenlerin kütlelerinin Dünya’nın iki ile altı katı arasında değiştiği düşünülüyor.

Gök bilimciler, bu gezegenlerden birinin Tau Ceti’nin yaşanabilir bölgesinde yer aldığını ve Dünya’nın yaklaşık beş katı kütleye sahip olduğunu belirtti. Böylece, keşfedilen gezegenin bugüne kadar Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde bulunan yaşam potansiyeline sahip gezegenelerin en küçüğü olduğu ifade edildi.

Tau Ceti’deki Dünya benzeri gezegeni keşfeden İngiltere’nin Hertfordshire Üniversitesi’nden Mikko Tuomi, araştırmalarında üç ayrı cihaz kullandıklarını ve altı binden fazla gözlem yapıldığını belirtti. Elde edilen verilerle modeller oluşturarak çalışan ekip, yeni tekniklerle bugüne kadar tespit edilebilen gezegenlerin yarısı büyüklüğündeki gezegenleri de tespit edebildklerini belirtti.

Tuomi, “Elde ettiğimiz verilere yapay sinyaller ekleyerek ve farklı tekniklerle gezegenlerden alınan sinyalleri test ederek, yeni modellere teknikleri geliştirdik… Böylece düşük kütleli gezegenleri tespit etme yeteneğimiz arttı” dedi.

Gök bilimciler, son yıllarda yapılan gözlemlerde Güneş Sistemi dışında çok sayıda gezegen keşfetti. NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) Kepler Teleskopu’nun Dünya’dan uzak yıldızlarda keşfettiği gezegen sayısı 2 bini geçti.

kaynak: ntvmsnbc

Uzay’ın En Büyük Karadeliği

Gök bilimciler, Dünya’dan yaklaşık 250 milyon ışık yılı uzaklıktaki küçük bir galakside bugüne kadar keşfedilen en büyük karadeliği buldu. Dev karadeliğin kütlesi, Güneş’in 17 milyar katına eşit.

Astronomi tarihindeki en büyük keşiflerden birine imza atan gök bilimciler, Dünya’dan çok uzaklardaki NGC 1277 galaksisinde Güneş’in kütlesinin 17 milyar katına denk gelen bir dev karadelik keşfetti. Normalde karadeliklerin bulundukları galaksilerin yoğunluğunun yüzde 0.1’ini kapsadıkları bilinirken, yeni keşfedilen dev kara delik NGC 1277’nin yoğunluğunun yüzde 14’ünü oluşturuyor.

Space.com’a açıklama yapan ABD’nin Texas eyaletindeki Austin Üniversitesi’nden Karl Gebhardt, “NGC 1277 gerçekten çok tuhaf bir galaksi… Neredeyse tamamı dev bir karadelikten oluşuyor. Galaksi-karadelik sistemlerinde bir ilk keşfedilmiş olabilir” dedi.

Dev karadeliğin genişliği, Neptün’ün Güneş’in etrafındaki yörünge hareketinde dolandığı alanın neredeyse 11 katı. Dev karadeliğin yoğunluğu o kadar büyük ki, Remco van den Bosch’un başını çektiği araştırma ekibi, yeni sunulan araştırmanın sonuçlarının doğruluğunu teyit etmek için bir yıl süren değerlendirmeler yaptı.

Space.com’a konuşan Almanya’nın Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden van den Bosch, “Dev karadeliğin yoğunluğunu ilk hesapladığımda, bir şeyleri yanlış yapmış olduğumu zannettim. Aynı cihazlarla aynı ölçümü tekrar yaptık, ardından farklı cihazlarla tekrarladık… Ardından, ‘bir şeyler oluyor’ diye düşündüm” dedi.

NGC 1277 galaksisi (büyütmek için tıklayın).

BİLİNEN TEORİYE KARŞI GELİYOR
Gök biilimciler, yapılan keşifle, karadeliklerin galaksilerin merkezinde nasıl evrim geçirdiğine yönelik yeni bilgiler elde edebileceklerini ifade etti.

Bilim insanları tarafından kabul edilen genel görüş, galaksilerin merkez bölgesinin, içinde yer alan karadeliklerle ilişkili olduğu. Ancak NGC 1277 galaksisinde bugüne kadar hiç rastlanmamış bir merkez-karadelik oranı bulunması, her zaman kabul edilen görüşü de sarsacak gibi görünüyor.

NGC 1277’nin kara deliği, sahip olduğu özellikle NGC 4486B galaksisinde keşfedilen karadeliğe de rakip olmayı başardı. NGC 4486B’deki karadeliğin, galaksinin yoğunluğunun yüzde 11’ini oluşturduğuna inanılırken, galaksinin merkezindeki gazların yüzde 59’unu kapsadığı düşünülüyor. Dev karadeliğin kütlesi ise 6-37 milyar Güneş kadar.

BEŞ TANE DAHA KEŞFEDİLDİ
Alman gök bilinmci van den Bosch ve ekibi, NGC 1277 yakınlarında dev karadeliklere sahip beş galaksi daha keşfetti. Van den Bosch, “Uzay2da her zaman bir tuhaflıkla karşılaşmayı umabilirsiniz… Şu an karşımızda bunlardan altı tane var… Böyle keşiflerde bulunmayı düşünmüyorduk çünkü karadeliklerin ve galaksilerin birbirlerini etkilemediğine inanıyorduk” dedi.

Van den Bosch, Nature dergisinde yayımlanan araştırmalarında, “en büyük karadeliği, dev karadelikleri keşfetmek için yaptıkları incelemelerde keşfettiklerini” ifade etti.

Gök bilimciler, ışığı yakalama gücü çok yüksek olan Austin McDonald Gözlemevi’ndeki Hobby-Eberly Teleskopu’nu kullanarak, içlerindeki kozmik cisimlerin oldukça hızlı bir şekilde hareket ettiği küçük galaksiler tespit etti. Yıldız ve diğer kozmik cisimlere sahip, ortalama 9.784 ışık yılı genişliğindeki galaksilerdeki kozmik cisimlerin saniyede 350 km hızla hareket ettiği belirtildi.

KARADELİKLER KENDİLERİNİ GÖSTERDİ
Gök bilimciler, kozmik cisimlerin beklenenden yüksek olan hızlarına dayanarak, bu galaksilerin dev karadeliklere sahip olduğunu düşündü. Hubble Uzay Teleskopu’nun NGC 1277’ye ait arşiv bilgileri kullanılarak yapılan gözlemlerle, en büyük dev karadelik bulundu.

Araştırma ekibi, NGC 1277 galaksisindeki yıldızların hepsinin yaşlı olduğunu fark etti. En genç yıldızın 8 milyar yıl yaşında olduğu belirtilirken, galaksideki yıldızların birçoğu Güneş’in iki katı yaşında. Dünya’mıza hayat veren Güneş, 4.57 milyar yaşında.

Van den Bosch, buldukları kara deliklerin, yer aldıkları galaksilerde erken zamanlarda oluşmuş olabileceğini belirtti: Bu şey (karadelik) Büyük Patlama’nın zamanından beri orada duruyor olabilir… Belki de 13.7 milyar yıl önce yıldız ve galaksi oluşumu buna benziyordu” dedi…

Kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Tarihe Geçecek Bir Keşif!

NASA’dan açıklama: “Mars’ta bulunan keşif aracı Curiosity çok önemli bir keşif yaptı”. Bazıları, Mars’ta organizma kalıntısına ulaşıldığını öne sürdü.

Kızıl Gezegen’in yüzeyinde gözlem ve deneyler gerçekleştiren Curiosity, çok büyük bir keşif yapmış olabilir. Ancak NASA’nın konu hakkında kesin bir açıklama yapmamış olması şu an bilim dünyasında birçok soru işaretine neden olmuş durumda. NASA, Aralık’ın ilk haftasında resmi açıklama yapılacağını belirtti.

NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’na ev sahipliği yapan California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) jeolog John Grotzinger, Curiosity’nin en son analizlerinde çok ilginç sonuçlar elde ettiğini belirtti. Curiosity, Mars Numune Analizi (SAM) cihazına döktüğü en son numunede ‘bir şey’ keşfetti.

“TARİH KİTAPLARINA GEÇECEK”
Grotzinger, National Public Radio’ya (NPR) yaptığı açıklamada, “Curiosity’nin elde ettiği en son bulgular tarih kitaplarına geçecek. Gerçekten çok etkileyici görünüyor” dedi. Grotzinger’in açıklamasının ardından, Mars’taki jeolojik yapıların kimyasal bileşenlerini ve bu bileşenlerin yoğunluklarını analiz eden Curiosity’nin, Kızıl Gezegen’de mikrobiyolojik yaşam tespit etmiş olabileceği ifade edildi.

Grotzinger, Wired dergisine yaptığı açıklamada, elde edilen bilgilerin yakın zamanda açıklanacağını belirtti. Söz konusu açıklamanın, 3-7 Aralık arasında San Francisco’da düzenlenecek 2012 Amerikan Jeofizik Birliği toplantısında yapılabileceği ifade edildi.

Grotzinger, gönderdiği e-posta’da, “elde edilen sonuçların Dünya’yı sarsabilecek boyutta olduğunu, bu yüzden Curiosity ekibinin elde edilen bulguların doğruluğunu teyit etmek için birçok kontrol gerçekleştireceğini” söyledi. NASA, Grotzinger’in açıklamalarının dışında son gelişmeleri gazeteciler ve bilim dünyasıyla paylaşmıyor. Hatta, NASA bünyesinde Curiosity ekibi dışındaki bilim insanlarına bile bilgi verilmiyor.

Curiosity’nin 8 Eylül’de çektiği, Mars yüzeyine ait bir fotoğraf.

“SADECE BİR İPUCU DA OLABİLİR”
Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvar’ından Peter Smith, “Eğer yapılan keşif tarih kitaplarına geçecekse, açıklanmasını beklediğimiz keşif organik materyaller olacak” dedi. Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine 2008 yılında inen Phoenix keşif aracının ekibinde yer alan Smith, “Sadece bir ipucu elde edilmiş olabilir… Ama bu bile heyecan verici” dedi. Smith, Curiosity ekibinde yer alan kimseyle bağlantısı olmadığını ve en son gelişmeler hakkında bir bilgisi bulunmadığını söyledi.

Organik moleküllerin bulunması, Mars’ta yaşam olabileceği ihtimalini güçlendiren en önemli sinyallerden biri olacak. Phoenix, keşif görevi esnasında toprak numunesini eritmiş ancak Mars toprağında yer alan perkloratlara (tuz) rastlamıştı. Perkloratlar, ısıya tepki vererek tüm karmaşık organik molekülleri yok ediyor ve geride sadece karbon dioksit bırakıyor. Karbon dioksit, Mars atmosferinde oldukça bol mikyarda bulunuyor.

BU KEZ BULUNDU MU?
Mars’a 1976’da inen ve Kızıl Gezegen’in toprağına değen ilk insan yapımı araçlar olan Viking-1 ve Viking-2’de organik molekül arayışından sonuç alamamıştı. Bilim insanları, Mars’ta yapılan ilk keşiflerin ardından Dünya’nın en yakın komşusunda yaşam olmayacağını düşünmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, organik molekülleri ortadan kaldıran perkloratların varlığıydı.

Phoenix’in aksine, Curiosity’nin sahip olduğu en son teknoloji analiz ve deney donanımı, perkloratların tepki vermesini önleyen bir şekilde yavaşça ısıtılmasını sağlıyor. Aynı zamanda, deney esnasında numunede ne kadar karbon, oksijen, hidrojen ve diğer moleküllerin bulunduğu net bir şekilde ölçülüyor.

Curiosity’nin, tüm Mars keşif araçlarında standart olan ‘Hazcams’ kameraları. Ön ve arkadaki bu kameralar, yer ve çevredeki riskli unsurlara karşı keşif aracını uyarıyor.

Curisosity’nin sadece basit organik bileşikler bulmasının etkileyici olmayacağını belirten Smith, bu bileşiklerin Asteorit Kuşağı’ndaki meteorlarla Mars’a taşınmış olabileceğini hatırlattı. Ancak Mars’ın geçmişte yaşamın yapı taşlarına sahip olduğuna dari bulguların elde edilebileceğini belirten Smith, bir zamanlar gezegende bulunduğuna inanılan suyun da eklenmesiyle organizmaların Kızıl Gezegen’de yaşamış olabileceğini söyledi.

“DİKKATLİ OLUNMASI GEREKİYOR”
Wired’a konuşan Smith, “Eğer çok karmaşık organik yapıda bir yaşam izi bulmuşlarsa, bu gerçekten müthiş bir gelişme olur” dedi. Böyle bir bulgunun, bir zamanlar Mars’ta yaşamış organizmaların kalıntıları olabileceğine değinen Smith, yine de ‘bir kepçe kumdan’ böyle bir bulguya ulaşmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi.

Curiosity’nin elde ettiği bulguların ilk anda açıklanmamasının doğru bir hareket olduğunu ifade eden Smith, Phoenix görevinde de benzer bir süreç izlediklerini belirtti. Ancak elde ettiği sonuçlar hakkında yapılan spekülasyonların çok büyümesi, hatta ekiplerinden birinin Beyaz Saray’la görüştüğüne dair yanlış haberlerin çıkması, Smith’i oldukça zor durumda bırakmış. Smith, “Bir şeyleri gizli tutmaya çalıştığınızda, birçok çılgın şey yaşanabiliyor” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc

Gizemli bir gök cismi keşfedildi

Güneş Sistemi’mizden binlerce ışık yılı uzakta üç yeni gezegen ve gizemli bir gök cisminin keşfedildiği bildirildi.

Penn Üniversitesi Astronomi ve Astrofizik Bölümü’nden Prof. Alex Wolszczan önderliğindeki uluslararası bir ekip, Hobby-Eberly teleskobunu kullanarak her biri ölmekte olan bir yıldızın yörüngesinde bulunan üç gezegen keşfetti.

Wolszczan, HD 240237, BD 48 738 ve HD 96127 adı verilen yıldızlardan birinin yörüngesinde bir de gizemli gök cisminin bulunduğunu açıkladı.

Güneş Sistemi dışında gezegenleri bulan ilk gök bilimci olan Wolszczan, yeni keşfedilen gezegenlerin Güneş Sistemi’ne oranla daha gelişmiş olduğunu belirtti.

Wolszczan, ölmekte olan yıldızların, şişerek “kırmızı dev” haline geldiğini ve yakında yörüngesinde bulunan gezegenleri yutacağını söyledi.

Güneş’in de kırmızı deve dönüşerek yörüngesinde bulunan Dünya ve diğer gezegenleri yutacağını söyleyen Wolszczan, bunun 5 milyar yıldan önce olmasının beklenmediğini sözlerine ekledi.

Ölmekte olan yıldızların çevresinde gezegen sistemlerinin oluşumuna ışık tutması beklenen keşif, aynı zamanda gök bilimcilerin metal içeriğin ölmekte olan yıldızların hareketini nasıl etkilediğini anlamasına da olanak tanıyacak.

Keşif, “Astrophysical Journal” adlı derginin aralık sayısında yayımlanacak.

Kaynak: ntvmsnbc

Başka Galaksilerdeki Gezegenler

Geliştirilen yeni metodla, galaksimizin dışındaki milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki gezegenler bugünün teknolojisi kulanılarak keşfedilebilecek.
Bugüne kadar güneş sistemi dışında farklı büyüklüklerde ve şekillerde pek çok gezegen keşfedildi. Ancak, exoplanet adı verilen bu gezegenlerin hepsi, galaksimiz Samanyolu içerisinde yer alıyorlar.

Bilimadamları geliştirilen yeni bir metodla, milyonlarca ışık yılı ötede yer alan gezgenlerin de keşfedilebileceğini açıkladılar. ‘Monthly Notices of the Royal Astronomical Society’ adlı bilim dergisinde açıklanan metod, İtalya, İsviçre, İspanya ve Rusya’dan farklı bilimadamlarının bir ortak çalışmasıyla geliştirildi.

Metodun temeli, çekim ve ışığın kırılması temeline dayanıyor. Buna göre; bir gözlemci ile gezegen ya da yıldızın arasında kalan büyük objeler, çekim güçlerine bağlı olarak geçen ışığı büküyor. Bu da bazı sapmalara ya da çoklu görüntülerin oluşmasına neden oluyor. Bu durumlarda arada kalan nesne, arkadaki nesnenin ışığına odaklandığı için, gelen ışıkta fark edilebilir artışlar oluşuyor.

Özellikle gezegen büyüklüğündeki nesneler yıldızlara oranla daha küçük ve hareketli oldukları için, ‘Mikro mercek’ adı verilen bu durumlar dakikalar ya da saatler içinde gerçekleşiyor. Bu durumun iki küçük boyuttaki nesne arasında gerçekleşmesi ise, kabul edilebilir ölçüde ‘nadir’ olarak görülüyor. Bu nedenle Andromeda gibi uzak galaksilerdeki gezegen büyüklüğündeki nesnelerin gözlemlenmesi çok zor ve ender bir durum olarak kabul ediliyor.

Bilimadamları, başka bir gezegen ya da yıldızın araya girmesi sonucu, gelen ışıktaki artışı temel alarak ‘ışık eğimi’ adını verdikleri yeni bir modelleme geliştirdiler. 2004 yılında tamamlanan başka bir araştırmanın sonuçları, geliştirilmiş yeni metodla tekrar ele alındı.

JÜPİTER’DEN 6 KAT BÜYÜK

Bilimadamları, gelen ışıktaki artışı göz önünde bulundurarak, Andromeda Galaksisi içinde, Jüpiter’in 6-7 katı büyüklüğündeki bir gezegenin ya da kahverengi cüce adı verilen küçük bir yıldızın varlığını saptadılar.

Araştırmada ‘mikro mercek’ olayı sadece bir kez yaşandığı için, net bir sonuca ulaşılamadı. Ancak bulgular, milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki farklı galaksilerde yer alan gezegenlerin geliştirilen yeni metod ve daha gelişmiş ekipmanlarla tespit edilebileceğini gösterdi.

Kendi galaksimizde şimdiye dek, 350 civarında gezegen keşfedildiğini söyleyen, ekip üyelerinden Dr. De Paolis, asıl zorluğun ‘mikro mercek’ olayının nerede gerçekleştiğinin bilinememesi olduğunu söyledi.

Kaynak: ntvmsnbc

Gizemli bir gök cismi bulundu

55 milyon ışık yılı büyüklüğünde, evren 800 yaşındayken var olduğu hesaplanan, bir galaksinin atası olabileceği düşünülen, ne olduğundan emin olunamayan ve bilim insanlarında şaşkınlık yaratan bir gök cismi saptandı.

Bilim insanlarında şaşkınlık yaratan gaz topunun, evren 800 milyon yaşındayken oluştuğu tahmin ediliyor. Gök cisminin, bir galaksinin atası olabileceği kaydedildi.

Gök bilimciler, evrenin ilk zamanlarından kalma ve belki de bir galaksinin atası olabilecek gizemli dev bir gök cismi keşfettiler.

Okumaya devam et Gizemli bir gök cismi bulundu