Hedef: DÜNYA (Katil Asteroid)

Bir katil asteroid gezegenimize nişan alıyor olabilir.

Tehdidin ilk işareti yıldızlarla dolu teleskop görüntüsündeki küçük bir noktadan ibaretti.18 Haziran 2004 günü, akşam saat 9’u henüz geçmiş, alacakaranlık yerini karanlığa bırakmaya başlamıştı. Arizona’daki Kitt Peak Ulusal Gözlemevi’nde, David Tholen, astronomik bir kör noktada –Dünya yörüngesinin hemen ortasında, güneş ışığının teleskoptan bakmayı neredeyse olanaksız kıldığı bir yerde– asteroidleri tarıyordu.

Gökbilimci Tholen, bu bölgede dolanan gökcisimlerinin kimi zaman dünyaya yönelebileceğini biliyordu. Yardım için yanına mühendis arkadaşı Roy Tucker ve Hawaii’den genç meslektaşı Fabrizio Bernardi’yi almıştı. Gökyüzündeki aynı alanın birkaç dakika arayla elde edilmiş üç görüntüsünün dönüşümlü olarak görüldüğü bilgisayar ekranına bakıyorlardı. Tucker, “Sizinki işte şurada” dedi, tüm karelerde yer değiştirmiş olan bir grup beyaz piksele işaret ederek.

Tholen, gördüklerini, asteroid ve kuyrukluyıldızlarla ilgili verilerin bir arada toplandığı Uluslararası Astronomi Birliği Küçük Gezegen Merkezi’ne rapor etti. O ve Tucker, haftanın ilerleyen günlerinde yeniden aynı yere bakmak istediler ama bulutlu hava görüşü engellemiş ve asteroid görüntüden kaybolmuştu.

Gökbilimciler, aynı yıl Aralık ayında onu yeniden gördüklerinde bir sorunla karşı karşıya olduklarını fark ettiler. Bir spor salonundan daha büyük olan kaya, geçen her birkaç yılda bir gezegene tehditkar biçimde biraz daha yaklaşıyordu. Gözlemler Küçük Gezegen Merkezi’ne akarken, adını Mısır mitolojisindeki kaos tanrısı Apofis’ten alan asteroid giderek daha uğursuz görünüyordu. Tholen, “Çarpışma tehlikesi giderek daha da artıyordu” diyor. Yılbaşına gelindiğinde üretilen modeller Apofis’in Dünya’ya 13 Nisan 2029’da çarpma olasılığının 40’ta bir olduğunu gösteriyor ve kamuoyuna bir panik dalgası yayılmaya başlıyordu…

Daha sonra, 26 Aralık 2004’te dünyayı bu kez gerçek bir felaket vurdu: Hint Okyanusu’ndaki tsunami yüz binlerce insanın canını aldı. İnsanlar Apofis’i unuttu. Bu esnada, gökbilimciler, kayıtlardan asteroidin daha eski görüntülerini çıkarmışlardı. Daha sonra elde edilen bu ek verilerle asteroidin yörüngesini hesapladılar. Ve 2029’da asteroidin aslında Dünya’nın yanından hızla geçeceğini keşfettiler. Ama Apofis’in dünyayı ikinci kez ziyaret edeceği tarih olan 13 Nisan 2036’da gezegenimize çarparak bir felaket yaratabileceği olasılığını –küçük de olsa– göz ardı edemezlerdi.

Güneş sisteminin dışında tahmini on milyon kaya asteroid ile buz ve tozdan oluşan kuyrukluyıldızlar dans ediyor ve zaman zaman yörüngeleri, gezegenimizin yörüngesiyle çakışıyor. Çapı 9,5 kilometre olan –kötü bir üne sahip– bir dev ise 65 milyon yıl kadar önce Meksika Körfezi’ne gömülmüş ve gezegendeki tüm nükleer silahların toplamından binlerce kat daha fazla enerji üretmişti. Eski bir astronot olan fizikçi Ed Lu, “O gün tüm Dünya yandı” diyor. Dünya üzerindeki –dinozorlar da dahil– yaşam formlarının dörtte üçünün soyu tükendi.

Gökbilimciler, gezegen çapında bir felakete yol açabilecek büyüklükte birkaç yüz asteroid saptadı. Hiçbiri, bizlerin yaşam süremiz boyunca böyle bir şey yapabilecek bir rotada ilerlemiyor. Ama gökler, daha küçük ve çok daha fazla sayıda asteroidle kaynıyor ve bunların Dünya’ya yakın gelecekte yıkıcı etkilerle çarpma olasılığı var. 30 Haziran 1908’de 15 katlı bir bina yüksekliğindeki bir cisim, Sibirya’nın ücra bir köşesindeki Tunguska adlı bölgeye düştü. Bu cisim –bir asteroid ya da küçük bir kuyrukluyıldız– dünyaya çarpmadan birkaç kilometre önce havada patlayarak 2 bin 71 kilometrekarelik bir alandaki tüm ağaçları yakıp yıktı. Hava, patlamanın etkisiyle gökyüzüne yükselen toz ya da atmosferin üst seviyesine yükselen su buharı nedeniyle öylesine aydınlanmıştı ki Avrupa’da insanlar günlerce geceleri dışarıda gazete okuyabildi. Tunguska çarpışmasının yüzüncü yıldönümünde, bu büyüklükte olan cisimlerin dünyaya yaklaşık birkaç yüzyılda bir çarptığını hatırlatmak huzursuzluk verici.

Böyle bir çarpışma hiç beklemediğimiz bir anda bir kez daha yaşanabilir. Bir kenti haritadan silebilme yeteneğine sahip bu küçük gökcisimlerinin pek çoğunu henüz radar ekranlarımızda göremiyoruz. Lu, “Bazen cehalet erdemdir, çünkü bu tür şeyler hakkında bir bilginiz yoksa mutlu yaşantınıza devam edersiniz” diyor. Ne var ki önümüzdeki 10 yılda Tholen’in yaptığı türde gökyüzü taramaları binlerce göktaşını daha kataloğa ekleyerek bu boşluğu doldurabilir. “Birkaç haftada bir,” diyor Lu, “Dünya’ya çarpma olasılığı binde bir olan bir başka asteroid buluyor olacağız.”

Kaynak: National Geographic

KUYRUKLU YILDIZLAR

Kuyruklu yıldızlar ‘kirli kartopu’ ya da ‘buzlu çamur topu’ olarak anılırlar. Buz (su ve donmuş gazlar)ve (bir nedenle güneş sisteminin oluşumu sırasında gezegenlerde yoğunlaşamamış) kozmik toz karışımından oluşurlar.

Aktif bir kuyrukluyıldız güneşe yaklaştığında belirli bölümleri ayırt edilebilir hale gelir.

  1. Nüve : Nispeten katı ve stabil olan çekirdek, Su buzu ve diğer donmuş gazlar ve az miktarda kozmik toz ve diğer katı cisimlerden oluşmuştur.
  2. Koma : Çekirdekten buharlaşan, su, karbondioksit ve diğer nötr gazların yoğun bir bulutudur. Nüveyi çevreleyen ışık topu şeklinde görülür.
  3. Hidrojen Bulutu : Çok büyük (milyonlarca km) ancak son derece seyrek bir nötr hidrojen zarfı.
  4. Toz Kuyruk : 10 milyon km’yi aşan uzunlukta, çekirdekten kaçan gazlarla taşınan mikroskobik toz partiküllerinden oluşmuş duman. Kuyrukluyıldızın, çıplak gözle görülebilen en belirgin özelliğini teşkil eder.
  5. İyon Kuyruk : Kuyrukluyıldızın, yüzlerce milyon km’ye varan uzunlukta, güneş rüzgarınla reaksiyon sonucu iyonize olmuş gazlardan oluşan plazma kuyruğudur.

Kuyrukluyıldızlar güneşe yeterince yakın olmadıkça görülmezler. Yörüngeleri oldukça eksantriktir. Bazılarının yörüngesi Pluto’nun bir hayli dışına taşar, bunlar birkez görüldükten sonra binlerce yıl boyunca geri dönmezler. Sadece kısa ve orta periyodlu kuyruklu yıldızların (Halley kuyrukluyıldızı gibi) yörüngelerinin en azından önemli bir bölümü, Pluto yörüngesinin içinde kalır. Kuyrukluyıldızlar, güneş yakınından yüzlerce geçiş sonunda (yaklaşık 500 geçiş sonunda), buz ve gazlarının tamamına yakınını yitirerek asteroidlere benzer bir görünüm kazanırlar (Muhtemelen dünyaya yakın asteroidlerin bazıları ölü kuyrukluyıldızlardır). Yörüngeleri güneşe yaklaşan kuyrukluyıldızların, güneş ya da gezegenlerle çarpışma, ya da oldukça yakın bir geçişle (özellikle Jupiter’e yakın geçerlerse), güneş sistemi dışına atılmaları olasılığı vardır.

Kuyrukluyıldızlar içinde en ünlüsü şüphesiz ki Halley kuyrukluyıldızıdır. Ancak yakın geçmişin anılarından henüz silinmemiş olanlar, 1994 yazında Jupiter’e çarpan SL 9 (Shoemaker-Levy) ve 1997 yılında çıplak gözle doyasıya gözleyebildiğimiz Hale-Bopp olsa gerek. Ve tabi ki en tazesi Ikaye-Zhang kuyrukluyıldızı (2002).

Çoğunlukla meteor yağmurları, dünya bir kuyrukluyıldız yörüngesinden geçerken, kuyrukluyıldızdan arta kalmış kalıntılar nedeniyle oluşur ve bu olay her yıl, doğal olarak aynı tarihlere rastlar. 9-13 Ağustos tarihleri arasında gözlenen Perseid meteor yağmurları, dünyanın Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının yörüngesinden geçtiği zamana rastlar. Orinoid meteor yağmurlarının da kaynağı Halley kuyruklu yıldızıdır