NASA’nın Uzay Yemekleri

Astronotların uzay yemekleri nasıldır? Uzayda geçirilen uzun görevler sırasında ne yerler ne içerler? NASA’nın yemek teknolojisi ile astronotların yemeklerini nasıl yediklerini burada görebilirsiniz.

Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) yemek kabı

  Okumaya devam et NASA’nın Uzay Yemekleri

Dünya’ya En Çok Benzeyen Gezegen Bulundu

Dünya’dan 1.5 kat büyük olan ‘süper-Dünya’, gezegen avcısı Kepler uzay teleskopu tarafından keşfedildi.

Gezegen avcısı Kepler uydusu, bugüne kadar keşfettiği 2 bin 500’ü aşkın gezegene bir yenisini ve belki en önemlisini ekledi. KOI (Kepler’in Merak Konusu) 172.02 adı verilen gezegenin, bulunduğu yıldız sisteminde yaşanabilir bölgede yer aldığı ve sıvı suya sahip olma ihtimalinin bulunduğu belirtildi. Gök bilimciler, Dünya’dan 1.5 kat büyük olan ve bu sebeple ‘süper-Dünya’ olarak tanımlanan gezegenin, okyanuslara da sahip olabileceğini ifade etti.

KOI 172.02 gezegenin keşfi, kısa bir süre önce Samanyolu Galaksisi’nde Dünya büyüklüğünde 17 milyar gezegenin bulunduğunu açıklayan bilim dünyasında büyük heyecan yarattı.

Yıldızından yaklaşık 0.75 AU (astronomik birim) uzaklıkta olan KOI 172.02, yıldızdan gelen ışınların yüzeyinde aşırı sıcaklığa neden olmadığı, böylece sıvı suyun varlığına izin verdiği mesafede yer alıyor. Bu mesafenin kapsadığı alan, gök bilimde ‘Goldilocks Bölgesi’ yani Yaşanabilir Alan olarak biliniyor.

Yıldızının etrafındaki dönüşünü, yani bir yılı 242 günde tamamlayan KOI 172.02, kendisine hayat veren yıldızdan 112 milyon km uzaklıkta yer alıyor. Dünya’nın Güneş arasındaki mesafesi ise 0.98 AU, yani yaklaşık 150 milyon km.

KOI 172.02’nin keşfi, 221’inci Amerikan Astronomi Topluluğu Konferansı’nda, 8 Ocak günü açıklandı. NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nde Kepler projesinde yer alan Natalie Batalha, konuşmasında, ‘Yıldızının yaşanabilir bölgesinde bulunan ilk süper-Dünya’yı keşfettiklerini ve keşfin çok heyecan verici olduğunu’ söyledi.

Space.com’a konuşan ABD’nin Baltimore eyaletindeki Uzay Teleskopu Bilim Enstitüsü’nden Mario Livio, ‘Bu çok önemli bir gelişme… Kesinlikle Dünya dışı yaşam için iyi bir aday’ ifadesini kullandı.

KEPLER KEŞİFE DOYMUYOR
Yapılan büyük keşfin ardından ilk akıllara gelen soru, KOI 172.02’nin yaşama ne kadar elverişli olduğu. NASA, yaptığı açıklamada, Kepler’in başarısına değinirken, KOI 172.02 gezegeninin detaylı bir şekilde analiz edilmeye devam edildiğini belirtti.

2009 yılında Uzay’a gönderilen ve Güneş’in yörüngesini bir turunu 371 günde tamamlayan Kepler, hareketi esnasında gökyüzünde bir bölgeye kilitleniyor ve eş zamanlı olarak 150 bin yıldızın parlaklığını gözlemleyebiliyor. Teleskopun merkezinde, 42 tane kamera sensörü sıralanıyor. Bu sensörler, yıldızlarının önünden geçen yıldızları yakalıyor.

NASA, KOI 172.02’nin Dünya dışı yaşamın araştırılmasında önde gelecek kozmik cisimlerden biri olacağını belirtti.

DÜNYA BENZERİ YERLER
Gök bilimciler, Dünya benzeri kozmik cisimleri, evimizdekine benzer yaşam koşulları içeren bir gezegen veya uydu olarak tanımlıyor.

NASA, Dünya benzeri kozmik cisimlerin önemini, ‘Dünya’daki gibi karmaşık yaşam şekline, hatta bir medeniyete sahip olma ihtimali bulunmaları’ olarak ifade ediyor.

Bilim insanları, teorisel olarak, bir gün yabancı gezegenleri yaşama elverişli kılarak (terraforming), başka Dünya’lar oluşturulabileceğine inanıyor. Çoklu evren teorisi ise Dünya benzeri gezegenlerin bulunduğunu, paralel evrenlerde ise Dünya’nın başka bir versiyonunun var olduğunu öne sürüyor.

NASA, son yıllarda elde edilen bulguların astrobiyoloji ve Dünya dışı yaşam bulmaya yönelik alanlara olan ilgiyi daha da artırdığını ve SETI projesiyle bu arayışa devam ettiklerini belirtti.

Kepler, en son gözlemlerinde 461 Dünya dışı gezegen daha keşfetmiş ve keşif sayısını 2 bin 740’a çıkarmıştı. Bu gezegenlerden sadece dördünün ‘Dünya gibi yaşama olanak verebileceği’ düşünülüyor. KOI 172.02 ise beşinci ve en büyük aday konumunda.

Kaynak: space.com, ntvmsnbc

NASA’dan Açıklama: 21 Aralık 2012 sıradan bir gün olacak

Maya takvimine göre 21 Aralık 2012’de dünyanın sonunun geleceğine inananlara cevap vermek için NASA bir video yayınladı.

Videoda, NASA’nın Jet Gücü Laboratuvarı (NASA/JPL) bünyesindeki Dünyaya Yakın Cisimler Programı Dairesi’nin başkanı Don Yeomans, Maya kıyametiyle ilgili en yaygın iddialara tek tek yanıt veriyor.

21 ARALIK’TA TAKVİM SONA ERMİYOR

Maya uygarlığının kullandığı takvimin Aralık 2012’de aniden sona ereceği ve bu tarihte dünyanın sonunun geleceği inancının hatalı olduğunu belirten Yeomans, “21 Aralık 2012 tarihinde takvim sona ermiyor. Bu tarihte sadece bir çevrim bitiyor ve yeni bir çevrim başlıyor. Tıpkı bizi takvimimizin 31 Aralık’ta bir çevrimi tamamlaması ve 1 Ocak’ta yeni bir takvimin başlaması gibi” diyor.

NİBİRU İSİMLİ GEZEGEN DÜNYAYA ÇARPMAYACAK

Yeomans, bu tarihte uzak bir galaksiden kopup gelecek ve dünyaya çarpacak Nibiru isimli gezegenle ilgili söylenenlerin de yanlış olduğunu belirtiyor. Videoda, Yeomans, “Bu dev gezegenin dünyaya doğru geliyor olması lazım ama öyle bir şey olsa bunu çoktan görürdük. Bir şekilde görünmez olsa bile bu gezegenin diğer gezegenler üzerindeki çekim gücünü fark ederdik. Sürekli olarak gökyüzünü tarayan binlerce astronom böyle bir şey görmedi” diye konuşuyor. NASA’nın böyle bir durumu ört bas ettiği iddialarına da yanıt veren Yeomans, “Sürekli olan gökyüzünü inceleyen binlerce astronomun böyle bir şeyi yıllar boyunca kamuoyundan gizleyebileceğine inanabiliyor musunuz?” diyor.

GÜNEŞ FIRTINALARI OLAĞAN

Son dönemde sık sık yaşanan güneş fırtınalarının da konuyla bir ilgisi olmadığına, bunun güneşin 11 yıllık doğal döngüsünün bir parçası olduğuna dikkat çeken Yeomans, 21 Aralık 2012’de gezegenlerin bir sıraya dizileceği ve bunun deniz seviyelerini etkileyeceği iddialarına ise şu yanıtı veriyor:

DÜNYANIN EKSENİNİN KAYMASI MÜMKÜN DEĞİL

“Birincisi 2012’nin aralığında herhangi bir dizilme durumu olmayacak. Olsa bile bunun dünya üzerinde bir etkisi olamaz. Güneş Sistemi’nde Dünya’daki deniz seviyesi üzerinde etkili olabilecek iki gökcismi Güneş ve Ay’dır. Diğer gezegenlerin dünya üzerindeki etkisi göz ardı edilecek kadar küçüktür” diyen Yeomans, iddia edildiği gibi dünyanın ekseninin kaymasının da mümkün olmadığını belirtiyor. Yeomans, “Farz edelim ki kaydı. Böyle bir durumun yaratacağı tek sorun, pusulalarımızı yeniden ayarlama zorunluluğumuz olur” diye konuşuyor.

Başka bir NASA uzmanı David Morrison’un 2012 kehanetleri ile ilgili açıklaması

Kaynak: Uzay Bilim

Mars’ta Tarihe Geçecek Bir Keşif!

NASA’dan açıklama: “Mars’ta bulunan keşif aracı Curiosity çok önemli bir keşif yaptı”. Bazıları, Mars’ta organizma kalıntısına ulaşıldığını öne sürdü.

Kızıl Gezegen’in yüzeyinde gözlem ve deneyler gerçekleştiren Curiosity, çok büyük bir keşif yapmış olabilir. Ancak NASA’nın konu hakkında kesin bir açıklama yapmamış olması şu an bilim dünyasında birçok soru işaretine neden olmuş durumda. NASA, Aralık’ın ilk haftasında resmi açıklama yapılacağını belirtti.

NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’na ev sahipliği yapan California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) jeolog John Grotzinger, Curiosity’nin en son analizlerinde çok ilginç sonuçlar elde ettiğini belirtti. Curiosity, Mars Numune Analizi (SAM) cihazına döktüğü en son numunede ‘bir şey’ keşfetti.

“TARİH KİTAPLARINA GEÇECEK”
Grotzinger, National Public Radio’ya (NPR) yaptığı açıklamada, “Curiosity’nin elde ettiği en son bulgular tarih kitaplarına geçecek. Gerçekten çok etkileyici görünüyor” dedi. Grotzinger’in açıklamasının ardından, Mars’taki jeolojik yapıların kimyasal bileşenlerini ve bu bileşenlerin yoğunluklarını analiz eden Curiosity’nin, Kızıl Gezegen’de mikrobiyolojik yaşam tespit etmiş olabileceği ifade edildi.

Grotzinger, Wired dergisine yaptığı açıklamada, elde edilen bilgilerin yakın zamanda açıklanacağını belirtti. Söz konusu açıklamanın, 3-7 Aralık arasında San Francisco’da düzenlenecek 2012 Amerikan Jeofizik Birliği toplantısında yapılabileceği ifade edildi.

Grotzinger, gönderdiği e-posta’da, “elde edilen sonuçların Dünya’yı sarsabilecek boyutta olduğunu, bu yüzden Curiosity ekibinin elde edilen bulguların doğruluğunu teyit etmek için birçok kontrol gerçekleştireceğini” söyledi. NASA, Grotzinger’in açıklamalarının dışında son gelişmeleri gazeteciler ve bilim dünyasıyla paylaşmıyor. Hatta, NASA bünyesinde Curiosity ekibi dışındaki bilim insanlarına bile bilgi verilmiyor.

Curiosity’nin 8 Eylül’de çektiği, Mars yüzeyine ait bir fotoğraf.

“SADECE BİR İPUCU DA OLABİLİR”
Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvar’ından Peter Smith, “Eğer yapılan keşif tarih kitaplarına geçecekse, açıklanmasını beklediğimiz keşif organik materyaller olacak” dedi. Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine 2008 yılında inen Phoenix keşif aracının ekibinde yer alan Smith, “Sadece bir ipucu elde edilmiş olabilir… Ama bu bile heyecan verici” dedi. Smith, Curiosity ekibinde yer alan kimseyle bağlantısı olmadığını ve en son gelişmeler hakkında bir bilgisi bulunmadığını söyledi.

Organik moleküllerin bulunması, Mars’ta yaşam olabileceği ihtimalini güçlendiren en önemli sinyallerden biri olacak. Phoenix, keşif görevi esnasında toprak numunesini eritmiş ancak Mars toprağında yer alan perkloratlara (tuz) rastlamıştı. Perkloratlar, ısıya tepki vererek tüm karmaşık organik molekülleri yok ediyor ve geride sadece karbon dioksit bırakıyor. Karbon dioksit, Mars atmosferinde oldukça bol mikyarda bulunuyor.

BU KEZ BULUNDU MU?
Mars’a 1976’da inen ve Kızıl Gezegen’in toprağına değen ilk insan yapımı araçlar olan Viking-1 ve Viking-2’de organik molekül arayışından sonuç alamamıştı. Bilim insanları, Mars’ta yapılan ilk keşiflerin ardından Dünya’nın en yakın komşusunda yaşam olmayacağını düşünmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, organik molekülleri ortadan kaldıran perkloratların varlığıydı.

Phoenix’in aksine, Curiosity’nin sahip olduğu en son teknoloji analiz ve deney donanımı, perkloratların tepki vermesini önleyen bir şekilde yavaşça ısıtılmasını sağlıyor. Aynı zamanda, deney esnasında numunede ne kadar karbon, oksijen, hidrojen ve diğer moleküllerin bulunduğu net bir şekilde ölçülüyor.

Curiosity’nin, tüm Mars keşif araçlarında standart olan ‘Hazcams’ kameraları. Ön ve arkadaki bu kameralar, yer ve çevredeki riskli unsurlara karşı keşif aracını uyarıyor.

Curisosity’nin sadece basit organik bileşikler bulmasının etkileyici olmayacağını belirten Smith, bu bileşiklerin Asteorit Kuşağı’ndaki meteorlarla Mars’a taşınmış olabileceğini hatırlattı. Ancak Mars’ın geçmişte yaşamın yapı taşlarına sahip olduğuna dari bulguların elde edilebileceğini belirten Smith, bir zamanlar gezegende bulunduğuna inanılan suyun da eklenmesiyle organizmaların Kızıl Gezegen’de yaşamış olabileceğini söyledi.

“DİKKATLİ OLUNMASI GEREKİYOR”
Wired’a konuşan Smith, “Eğer çok karmaşık organik yapıda bir yaşam izi bulmuşlarsa, bu gerçekten müthiş bir gelişme olur” dedi. Böyle bir bulgunun, bir zamanlar Mars’ta yaşamış organizmaların kalıntıları olabileceğine değinen Smith, yine de ‘bir kepçe kumdan’ böyle bir bulguya ulaşmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi.

Curiosity’nin elde ettiği bulguların ilk anda açıklanmamasının doğru bir hareket olduğunu ifade eden Smith, Phoenix görevinde de benzer bir süreç izlediklerini belirtti. Ancak elde ettiği sonuçlar hakkında yapılan spekülasyonların çok büyümesi, hatta ekiplerinden birinin Beyaz Saray’la görüştüğüne dair yanlış haberlerin çıkması, Smith’i oldukça zor durumda bırakmış. Smith, “Bir şeyleri gizli tutmaya çalıştığınızda, birçok çılgın şey yaşanabiliyor” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc

Mars’ın En Çarpıcı Görüntüleri

Nasa, Mars keşif aracı Opportunity’nin gönderdiği yeni panaromik fotoğrafları yayınladı. Fotoğraflar robotun 4 ay boyunca Mars kışında bulunduğu araziyi gösteriyor.

360 derecelik fotoğraflar panaromik kamera (Pancam) ile çekilen 817 resimin birleştirilmesi ile oluşturulmuş.

Kaynak: Nasa

Curiosity, Mars’ta Nehir İzleri Buldu

NASA’nın Mars’taki uzay aracı Curiosity (Merak), iniş yaptığı bölgenin yakınında yüzey boyunca akan tarihi bir nehrin izlerini tespit etti.

Bilim insanları, akarsuya ait kanıtın, Curiosity’nin 6 Ağustos’ta iniş yaptığı Gale Krateri yakınında fotoğrafladığı çakıl taşlarının biçimlerinin ve büyüklüklerinin incelenmesi sonucunda elde edildiğini bildirdi. Tarihi nehrin suyunun hızlı aktığı ve derin olduğunun sanıldığı kaydedildi.

ABD’nin Arizona eyaletindeki Gezegen Bilimleri Enstitüsü’nden Rebecca Williams, “Elde edilen son veriler ışığında ortak bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki, kayalardaki ve taşlardaki izleri ancak şiddetli bir su akıntısı oluşturabilir” dedi.

2 buçuk milyar dolarlık Curiosity keşif aracının Mars’taki ilk iki yıl boyunca öncelikli hedefi, yaklaşık 5 kilometrelik bir alana uzanan kraterin tabanındaki tepeleri ve yükseltileri araştırıp hayat belirtileri ortaya çıkarmak.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’nın keşif uydusu Mars Express’in de geçtiğimiz Şubat ayında kızıl gezegende milyarlarca yıl önce var olmuş iki büyük okyanusa ait güçlü deliller topladığı açıklanmıştı.

Kaynak: Cihan H.A.