Üzerinde Yaşam Olabilecek 9 Gezegen

Aralık 2012’de, Porto Riko üniversitesinden The Habitable Exoplanets Catalog (Yaşanabilir Gezegenler Kataloğu) ekibi, güneş sistemimiz dışında üzerinde yaşam olabilecek 9 gezegeni açıkladı.

Bunların bazıları henüz gezegen olarak onaylanmamış ve yaşam çevreleri hakkında daha öğrenmemiz gereken çok şey olsa da, bu katalog dünya dışı yaşamın nerede aranabileceğine dair bir başlangıç noktası sunuyor.

İşte yaşam olabilecek 9 gezegen:

1- Gliese 581g
2010’da keşfedilen bu gezegen, henüz doğruluğu tartışılsada, üzerinde dünya-dışı yaşam olabilecek en kuvvetli aday olarak gösteriliyor. Kendi yıldızının yaşanabilir bölgesinin ortasında yer alan gezegen, Dünya’dan sadece iki veya üç kat daha ağır.

2- Gliese 667Cc
Bir diğer Süper-Dünya olan bu gezegen, bizden 22 ışık yılı uzaklıktaki Scorpius takımyıldızında bulunuyor. Dünya’dan en az 4.5 kat daha büyüktür ve kendi yıldızının etrafındaki dönüşünü 28 günde tamamlar.

3- Kepler-22b
Dünya’nın 2.4 katı büyüklüğünde ve sera etkisi ile Dünya’ya benzeyen yüzey sıcaklığının 22 derece olduğu varsayılıyor. Bizden 600 ışık yılı uzakta bulunan Cygnus takımyıldızında bulunuyor.

4- HD 40307g
Kendi yıldızına yaşanabilir mesafede bulunan bu Süper-Dünya, bizden 42 ışık yılı uzaklıktaki Pictor takımyıldızında yer alır. Yörüngesi kendi yıldızından 90 milyon km uzaklıktadır. Bu oran Dünya-Güneş arasında 150 milyon km dir.

5- HD 85512b
2011 de keşfedilen bu gezegenin ağırlığı Dünya’nın 3.6 katıdır. Bizden 35 ışıkyılı uzaktaki Vela takımyıldızında yer alır. Araştırmacılar ykın bir zamanda yüzeyinde su olup olmadığını anlamayı umuyor.

6- Tau Ceti e
Aralık 2012’de keşfedilen bu gezegen, bizden 11.9 ışık yılı uzaklıkta bulunur ve Dünya’dan 4.3 kat daha ağırdır. Henüz belirlenemeyen atmosferine göre basit yaşam formu için uygun sıcaklıkta veya Venüs gibi kavurucu olabilir.

7- Gliese 163c
Dünya’nın 7 katı ağırlığındaki bu gezegen, kendi yıldızı etrafında dönüşünü 26 günde tamamlar. Bizden 50 ışık yılı uzaklıkta Dorado takımyıldızında yer alır.

8- Gliese 581d
Bir araştırmaya göre bu gezegenin kalın, karbon dioksit atmosfere sahip olabileceği düşünülüyor. Dünya’dan 7 kat daha ağır olan bu gezegen, yine yaşam olabilecek Gliese 581g ile aynı sistemde yer alır. Bizden uzaklığı 20 ışık yılıdır.

9- Tau Ceti f
Kardeşi Tau Ceti e gibi Süper-Dünya adayı olan bu gezegen, yaşanabilir bölgenin dış sınırına daha yakındır. Dünya’nın 6.6 katı ağırlında olan bu gezegenin atmosferi yeteri kadar sıcaksa yaşam için uygun olabilir.

 

 

 

 

Bu grafikte, yaşam olabilecek 9 gezegenin dünya ile benzerliğini görebilirsiniz

Kaynak: Space.com / Porto Riko Üniversitesi

Dünya büyüklüğünde 17 milyar gezegen var

Gök bilimciler, yapılan araştırmalar sonucunda Güneş Sistemi’nin yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nde Dünya büyüklüğünde ‘en az’ 17 milyar gezegen bulunabileceğini ifade etti.

Bilim insanları, 13.2 milyar yaşındaki Samanyolu Galaksisi hakkında en dikkat çekici rakamlardan birini sundu. Yapılan en son araştırmalar, çapı 100-120 bin ışık yılı olan galakside, Dünya ile aynı büyüklükte en az 17 milyar gezegen bulunduğunu gösterdi.

Gök bilimciler, Samanyolu’nda 200-400 milyar yıldızın yer aldığını düşünüyor. Her bir yıldızın, en az bir gezegene sahip olduğu düşünüldüğünde, galaksideki gezegen sayısının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

ABD’nin Massachusetts eyaletindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Francois Fressin, California’da düzenlenen Amerikan Astronomi Topluluğu Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Yüksek rakama rağmen 17 milyar gezegenden kaç tanesinin su içerdiğini tahmin etmek için erken olduğunu” ifade etti.

MİLYARLARCA GEZEGEN
Gelişmiş teleskop ve uydularla son yıllarda Güneş Sistemi dışında yüzlerce gezegen keşfeden gök bilimciler, en son araştırmalarında 2009’dan bu yana yeni gezegenler arayan Kepler uzay aracının verilerini kullandı. Fressin ve ekibi, Samanyolu Galaksisi’nde yer alan her altı gezegenden en az birinin Dünya büyüklüğünde olduğu sonucuna vardı.

Benzer bir araştırma, Hawaii, California ve Berkeley Üniversiteleri’nin bir araya gelmesiyle gerçekleştirildi. Üç üniversitenin kurduğu araştırma ekibi, ‘Güneş Sistemi dışındaki gezengelerin yüzde 17’sinin Dünya büyüklüğünde olduğunu’ öne sürdü. Söz konusu gezegenlerin Dünya’dan çok az daha büyük ve küçük olabileceği ifade edildi.

ŞU AN İÇİN DÖRT İHTİMAL VAR
Kepler uzay aracı, dış gezenleri yörüngesindeki oldukları yıldızın etrafında dönerken Dünya’nın yakınından geçtiklerinde tespit ediyor. Kısaca, yörünge hareketi esnasında Dünya yakınından geçen gezegenler Kepler’e yakalanıyor. Ancak uçsuz bucaksız Uzay’da bir gezegenin Dünya’nın yakınından geçmesi binlerce yıl alıyor olabilir.

Uzay’da yaşam arayan SETI Enstitüsü’nden Christopher Burke, Kepler’in en son olarak 461 yeni gezegen adayı kozmik cisim keşfettiğini ve toplam keşif sayısını 2 bin 740’a çıkardığını söyledi. Bugüne kadar keşfedilen gezegenlerin, kütlesi Dünya’dan çok daha fazla olan ‘Dev Dünya olduğu’ belirtildi.

Fressin, 2 bini aşkın gezegenden sadece dördünün ‘Goldilocks Zone’, yani ‘Yaşanabilir Bölge’de yer aldığını düşündüklerini söyledi. Bu bölge, gezegenlerin su bulundurmalarını sağlayacak ısı ve jeolojik şartlara sahip olmaları için, yıldızlarıyla aralarında bulundurmaları gereken ideal mesafeyi temsil ediyor.

Fressin, son olarak, ‘Geceleri gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz her yıldız aslında bir sistemi temsil ediyor” dedi.

kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Yaşam İzi Bulundu! [Güncellendi]

Güncelleme: NASA, bu hafta başında Mars keşif aracı Curiosity’nin yaptığı ‘büyük keşfin’ aslında beklendiği kadar büyük ve önemli olmadığını açıkladı ve tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) akademisyen olan Türk bilim insanı Bülent Kızıltan yaptığı açıklamada ‘NASA’nın PR denemesi yaparak gereksiz bir heyecan yarattığını’ belirtti.

Mars keşif aracı Curiosity’nin görev ekibinde yer alan John Grotzinger, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde ilkel yaşam izlerine rastlandığını belirtti. Elde edilen sonuçların, kesinleşmesi için birçok testten geçirilmesi gerektiği ifade edildi.

NASA, Curiosity’nin Mars kumundan topladığı numuneler üzerinde yapılan analizler sonucunda, ‘tarihi bir keşif yapılmış olabileceğini’ açıklamıştı. Mars yüzeyinde Ağustos ayından bu yana keşif yapan Curiosity’nin elde ettiği bulgular, bir hafta süren değerlendirmelerin sonucunda bugün kamuoyuna açıklandı.

Curiosity ekibinde yer alan bilim insanları, Kızıl Gezegen’in toprağında karmaşık kimyasal yapılar tespit ettiklerini, aynı zamanda uzun zamandır aradıkları organik bileşiklerin izine rastladıklarını belirtti. Mars’ta ilkel yaşam izlerine ilk kez ulaşıldığına dair tarihi bir açıklama yapılırken, bulguların kesinleşmesi için numunelerin Dünya’ya getirilmesi ve burada analiz edilmesine kadar uzanan kapsamlı testlerin yapılması gerektiği ifade edildi.

YAŞAM İZİ NEREDEN GELDİ?
Curiosity’nin Mars yüzeyinden topladığı numunede klor, sülfür ve su izine rastladığı açıklandı. Bu elementlerin yanı sıra, karbon içeren kimyasalların, yani organik moleküllerin (yaşamın yapı taşı olan bloklar) izine rastlandığı ifade edildi.

Bu element ve moleküller, Curiosity’nin Mars Numune Analizi (SAM) donanımı tarafından tespit edildi. Curiosity, robotik kolunun ucundaki kepçeyle Mars kumu ve toprağını süzdükten sonra bu donanıma boşaltıyor ve numunelerin bileşikleri tespit ediliyor.

John Grotzinger, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Curiosity’nin gerçekleştirdiği analizlerin doğruluk payına dikkat çekerken, daha çok test yapmaları gerektiğini söyledi. Grotzinger, “Curiosity mükemmel çalışan ve son derece hassas olan bir donanıma sahip. Bu donanım Mars yüzeyinde elde ettiği numunelerde organik moleküller keşfetti. Bunun test edilmesi gerekiyor. Dünya’ya getirilecek numunelerin analiz edilmesi gerekiyor. Bu organik moleküller nereden geldi, Mars çevresinde mi oluştu yoksa başka bir yerden mi geldi bunu anlamamız lazım” dedi.

Curiosity ekibi, yapılan tespitin ardından sorulması gereken en önemli sorunun, bu bileşiklerin Mars’ın doğasında mı oluştuğu veya diğer kozmik cisimler tarafından mı Kızıl Gezegen’e taşındığını anlamak olduğunu ifade etti. Dahası, bu yaşam izlerinin, Curiosity tarafından Dünya’dan Mars’a taşınmış olabileceği belirtildi.

‘TESTLER SÜRECEK’
Curiosity’nin SAM baş analisti Paul Mahaffy, Grotzinger’in ardından söz alarak, “SAM, organik moleküllere ait kesin bir tespitte bulundu diyemeyiz… Her ne kadar organik bileşikler bulmuş olsa da, ilk olarak bu bileşiklerin Mars’a özgü olup olmadığını anlamamız lazım” dedi.

NASA yaptığı basın açıklamasında, “Tespit edilen klorun büyük olasılıkla Mars’a ait olduğunu ancak karbonun Curiosity aracılığıyla Dünya’dan gelmiş olabileceğini” ifade etti.

Curiosity'nin Mars izleri
Curiosity’nin Mars izleri

Curiosity, en son elde ettiği bulguları Sharp Dağı’na giden yolun üzerinde bulunan rüzgarlı ve kumlu ‘Rocknest’ bölgesinde keşfetti. Curiosity, dev Gale Krateri’ne indikten sonra kapsamlı analizler gerçekleştirmek için Sharp Dağı’na ilerliyor.

Grotzinger, 2.5 milyar dolarlık nükleer enerjili keşif aracının, yakın zamanda sondaj çalışmalarına da başlayacağını ifade etti. Mars’a gönderilen en gelişmiş uzay aracı olan Curiosity, en az 2 yıl süreyle Gale Krateri’nde keşif yapacak.

Grotzinger, bugüne kadar Curiosity’nin Dünya’ya çok büyük ve çok önemli miktarda veri gönderdiğini, kamuoyuyla paylaştıkları fotoğraf sayısının 11 bini bulduğunu belirtti. ABD’li araştırmacı, bir hafta boyunca bekleyen açıklamanın oldukça önemli olduğunu belirtirken, Curiosity ekibi, uzay aracının birçok önemli keşifte bulunduğunu ve antik bir nehir yatağı keşfinin ‘inanılmaz’ olduğunu ifade etti.

Kaynak: nasa, ntvmsnbc

Uzay’ın En Büyük Karadeliği

Gök bilimciler, Dünya’dan yaklaşık 250 milyon ışık yılı uzaklıktaki küçük bir galakside bugüne kadar keşfedilen en büyük karadeliği buldu. Dev karadeliğin kütlesi, Güneş’in 17 milyar katına eşit.

Astronomi tarihindeki en büyük keşiflerden birine imza atan gök bilimciler, Dünya’dan çok uzaklardaki NGC 1277 galaksisinde Güneş’in kütlesinin 17 milyar katına denk gelen bir dev karadelik keşfetti. Normalde karadeliklerin bulundukları galaksilerin yoğunluğunun yüzde 0.1’ini kapsadıkları bilinirken, yeni keşfedilen dev kara delik NGC 1277’nin yoğunluğunun yüzde 14’ünü oluşturuyor.

Space.com’a açıklama yapan ABD’nin Texas eyaletindeki Austin Üniversitesi’nden Karl Gebhardt, “NGC 1277 gerçekten çok tuhaf bir galaksi… Neredeyse tamamı dev bir karadelikten oluşuyor. Galaksi-karadelik sistemlerinde bir ilk keşfedilmiş olabilir” dedi.

Dev karadeliğin genişliği, Neptün’ün Güneş’in etrafındaki yörünge hareketinde dolandığı alanın neredeyse 11 katı. Dev karadeliğin yoğunluğu o kadar büyük ki, Remco van den Bosch’un başını çektiği araştırma ekibi, yeni sunulan araştırmanın sonuçlarının doğruluğunu teyit etmek için bir yıl süren değerlendirmeler yaptı.

Space.com’a konuşan Almanya’nın Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden van den Bosch, “Dev karadeliğin yoğunluğunu ilk hesapladığımda, bir şeyleri yanlış yapmış olduğumu zannettim. Aynı cihazlarla aynı ölçümü tekrar yaptık, ardından farklı cihazlarla tekrarladık… Ardından, ‘bir şeyler oluyor’ diye düşündüm” dedi.

NGC 1277 galaksisi (büyütmek için tıklayın).

BİLİNEN TEORİYE KARŞI GELİYOR
Gök biilimciler, yapılan keşifle, karadeliklerin galaksilerin merkezinde nasıl evrim geçirdiğine yönelik yeni bilgiler elde edebileceklerini ifade etti.

Bilim insanları tarafından kabul edilen genel görüş, galaksilerin merkez bölgesinin, içinde yer alan karadeliklerle ilişkili olduğu. Ancak NGC 1277 galaksisinde bugüne kadar hiç rastlanmamış bir merkez-karadelik oranı bulunması, her zaman kabul edilen görüşü de sarsacak gibi görünüyor.

NGC 1277’nin kara deliği, sahip olduğu özellikle NGC 4486B galaksisinde keşfedilen karadeliğe de rakip olmayı başardı. NGC 4486B’deki karadeliğin, galaksinin yoğunluğunun yüzde 11’ini oluşturduğuna inanılırken, galaksinin merkezindeki gazların yüzde 59’unu kapsadığı düşünülüyor. Dev karadeliğin kütlesi ise 6-37 milyar Güneş kadar.

BEŞ TANE DAHA KEŞFEDİLDİ
Alman gök bilinmci van den Bosch ve ekibi, NGC 1277 yakınlarında dev karadeliklere sahip beş galaksi daha keşfetti. Van den Bosch, “Uzay2da her zaman bir tuhaflıkla karşılaşmayı umabilirsiniz… Şu an karşımızda bunlardan altı tane var… Böyle keşiflerde bulunmayı düşünmüyorduk çünkü karadeliklerin ve galaksilerin birbirlerini etkilemediğine inanıyorduk” dedi.

Van den Bosch, Nature dergisinde yayımlanan araştırmalarında, “en büyük karadeliği, dev karadelikleri keşfetmek için yaptıkları incelemelerde keşfettiklerini” ifade etti.

Gök bilimciler, ışığı yakalama gücü çok yüksek olan Austin McDonald Gözlemevi’ndeki Hobby-Eberly Teleskopu’nu kullanarak, içlerindeki kozmik cisimlerin oldukça hızlı bir şekilde hareket ettiği küçük galaksiler tespit etti. Yıldız ve diğer kozmik cisimlere sahip, ortalama 9.784 ışık yılı genişliğindeki galaksilerdeki kozmik cisimlerin saniyede 350 km hızla hareket ettiği belirtildi.

KARADELİKLER KENDİLERİNİ GÖSTERDİ
Gök bilimciler, kozmik cisimlerin beklenenden yüksek olan hızlarına dayanarak, bu galaksilerin dev karadeliklere sahip olduğunu düşündü. Hubble Uzay Teleskopu’nun NGC 1277’ye ait arşiv bilgileri kullanılarak yapılan gözlemlerle, en büyük dev karadelik bulundu.

Araştırma ekibi, NGC 1277 galaksisindeki yıldızların hepsinin yaşlı olduğunu fark etti. En genç yıldızın 8 milyar yıl yaşında olduğu belirtilirken, galaksideki yıldızların birçoğu Güneş’in iki katı yaşında. Dünya’mıza hayat veren Güneş, 4.57 milyar yaşında.

Van den Bosch, buldukları kara deliklerin, yer aldıkları galaksilerde erken zamanlarda oluşmuş olabileceğini belirtti: Bu şey (karadelik) Büyük Patlama’nın zamanından beri orada duruyor olabilir… Belki de 13.7 milyar yıl önce yıldız ve galaksi oluşumu buna benziyordu” dedi…

Kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Tarihe Geçecek Bir Keşif!

NASA’dan açıklama: “Mars’ta bulunan keşif aracı Curiosity çok önemli bir keşif yaptı”. Bazıları, Mars’ta organizma kalıntısına ulaşıldığını öne sürdü.

Kızıl Gezegen’in yüzeyinde gözlem ve deneyler gerçekleştiren Curiosity, çok büyük bir keşif yapmış olabilir. Ancak NASA’nın konu hakkında kesin bir açıklama yapmamış olması şu an bilim dünyasında birçok soru işaretine neden olmuş durumda. NASA, Aralık’ın ilk haftasında resmi açıklama yapılacağını belirtti.

NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’na ev sahipliği yapan California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) jeolog John Grotzinger, Curiosity’nin en son analizlerinde çok ilginç sonuçlar elde ettiğini belirtti. Curiosity, Mars Numune Analizi (SAM) cihazına döktüğü en son numunede ‘bir şey’ keşfetti.

“TARİH KİTAPLARINA GEÇECEK”
Grotzinger, National Public Radio’ya (NPR) yaptığı açıklamada, “Curiosity’nin elde ettiği en son bulgular tarih kitaplarına geçecek. Gerçekten çok etkileyici görünüyor” dedi. Grotzinger’in açıklamasının ardından, Mars’taki jeolojik yapıların kimyasal bileşenlerini ve bu bileşenlerin yoğunluklarını analiz eden Curiosity’nin, Kızıl Gezegen’de mikrobiyolojik yaşam tespit etmiş olabileceği ifade edildi.

Grotzinger, Wired dergisine yaptığı açıklamada, elde edilen bilgilerin yakın zamanda açıklanacağını belirtti. Söz konusu açıklamanın, 3-7 Aralık arasında San Francisco’da düzenlenecek 2012 Amerikan Jeofizik Birliği toplantısında yapılabileceği ifade edildi.

Grotzinger, gönderdiği e-posta’da, “elde edilen sonuçların Dünya’yı sarsabilecek boyutta olduğunu, bu yüzden Curiosity ekibinin elde edilen bulguların doğruluğunu teyit etmek için birçok kontrol gerçekleştireceğini” söyledi. NASA, Grotzinger’in açıklamalarının dışında son gelişmeleri gazeteciler ve bilim dünyasıyla paylaşmıyor. Hatta, NASA bünyesinde Curiosity ekibi dışındaki bilim insanlarına bile bilgi verilmiyor.

Curiosity’nin 8 Eylül’de çektiği, Mars yüzeyine ait bir fotoğraf.

“SADECE BİR İPUCU DA OLABİLİR”
Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvar’ından Peter Smith, “Eğer yapılan keşif tarih kitaplarına geçecekse, açıklanmasını beklediğimiz keşif organik materyaller olacak” dedi. Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine 2008 yılında inen Phoenix keşif aracının ekibinde yer alan Smith, “Sadece bir ipucu elde edilmiş olabilir… Ama bu bile heyecan verici” dedi. Smith, Curiosity ekibinde yer alan kimseyle bağlantısı olmadığını ve en son gelişmeler hakkında bir bilgisi bulunmadığını söyledi.

Organik moleküllerin bulunması, Mars’ta yaşam olabileceği ihtimalini güçlendiren en önemli sinyallerden biri olacak. Phoenix, keşif görevi esnasında toprak numunesini eritmiş ancak Mars toprağında yer alan perkloratlara (tuz) rastlamıştı. Perkloratlar, ısıya tepki vererek tüm karmaşık organik molekülleri yok ediyor ve geride sadece karbon dioksit bırakıyor. Karbon dioksit, Mars atmosferinde oldukça bol mikyarda bulunuyor.

BU KEZ BULUNDU MU?
Mars’a 1976’da inen ve Kızıl Gezegen’in toprağına değen ilk insan yapımı araçlar olan Viking-1 ve Viking-2’de organik molekül arayışından sonuç alamamıştı. Bilim insanları, Mars’ta yapılan ilk keşiflerin ardından Dünya’nın en yakın komşusunda yaşam olmayacağını düşünmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, organik molekülleri ortadan kaldıran perkloratların varlığıydı.

Phoenix’in aksine, Curiosity’nin sahip olduğu en son teknoloji analiz ve deney donanımı, perkloratların tepki vermesini önleyen bir şekilde yavaşça ısıtılmasını sağlıyor. Aynı zamanda, deney esnasında numunede ne kadar karbon, oksijen, hidrojen ve diğer moleküllerin bulunduğu net bir şekilde ölçülüyor.

Curiosity’nin, tüm Mars keşif araçlarında standart olan ‘Hazcams’ kameraları. Ön ve arkadaki bu kameralar, yer ve çevredeki riskli unsurlara karşı keşif aracını uyarıyor.

Curisosity’nin sadece basit organik bileşikler bulmasının etkileyici olmayacağını belirten Smith, bu bileşiklerin Asteorit Kuşağı’ndaki meteorlarla Mars’a taşınmış olabileceğini hatırlattı. Ancak Mars’ın geçmişte yaşamın yapı taşlarına sahip olduğuna dari bulguların elde edilebileceğini belirten Smith, bir zamanlar gezegende bulunduğuna inanılan suyun da eklenmesiyle organizmaların Kızıl Gezegen’de yaşamış olabileceğini söyledi.

“DİKKATLİ OLUNMASI GEREKİYOR”
Wired’a konuşan Smith, “Eğer çok karmaşık organik yapıda bir yaşam izi bulmuşlarsa, bu gerçekten müthiş bir gelişme olur” dedi. Böyle bir bulgunun, bir zamanlar Mars’ta yaşamış organizmaların kalıntıları olabileceğine değinen Smith, yine de ‘bir kepçe kumdan’ böyle bir bulguya ulaşmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi.

Curiosity’nin elde ettiği bulguların ilk anda açıklanmamasının doğru bir hareket olduğunu ifade eden Smith, Phoenix görevinde de benzer bir süreç izlediklerini belirtti. Ancak elde ettiği sonuçlar hakkında yapılan spekülasyonların çok büyümesi, hatta ekiplerinden birinin Beyaz Saray’la görüştüğüne dair yanlış haberlerin çıkması, Smith’i oldukça zor durumda bırakmış. Smith, “Bir şeyleri gizli tutmaya çalıştığınızda, birçok çılgın şey yaşanabiliyor” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Gün Batımı

NASA’nın Mars keşif robotu Oppurtunity, Kızıl Gezegen’deki dev Endeavour kraterine bakan bir noktada mükemmel bir kare yakaladı.

Kraterin batı ucunda bulunan robot, gün batımı esnasında Güneş ışınların kratere düştüğü anı görüntüledi. Fotoğrafta, Oppurtunity’nin gölgesi kratere uzanıyormuş gibi görünüyor. Keşif robotu, 22 kilometre genişliğindeki kratere Ağustos 2011’de ulaşmıştı.

NASA’nın yayımladığı en son fotoğraf, Oppurtunity’nin panoramik kamerasıyla Mars saatiyle 16.30 ile 17.00 arasında çekildi. NASA yetkilileri, fotoğrafın 9 Mart tarihine ait olduğunu belirtti. Sahte renkte yayımlanan fotoğraf, Endeavour’un yüzeyindeki karanlık tepeler gibi kraterin yüzeyindeki farklılıkların belli olmasını sağlıyor.

Oppurtunity, yaklaşık dört ay boyunca dev krateri Greeley Haven adı verilen bölgeden gözlemledi ve henüz iki hafta önce tekrar hareket etmeye başladı. Kış süresince sabit bir noktada bekleyen keşif robotu, bu sürede solar panellerini Güneş’e konumlandırarak aktif kaldı.

Oppurtunity, geride bıraktığı dört ay süresince, Greeley Haven’daki kayaları incelerken, bilim insanları robotun yaydığı radyo sinyallerini analiz ederek gezegegin iç yapısı üzerinde araştırmalar yaptı.

MARS’TA SEKİZ YIL
Oppurtunity ve ikizi Spirit, Kızıl Gezegene Ocak 2004’te indi. Altı tekerli, golf arabası büyüklüğündeki iki robotun asıl görevi, üç ay boyunca Mars’ta geçmişten kalan su izleri bulmaktı.

Her iki robotun görev süresi geride kalan aylar boyunca uzatılırken, Mars’ın bir zamanlar daha sulak ve sıcak bir yer olduğuna dair bulgular elde ettiler. Spirit, Mart 2010’da Güneş’i görecek şekilde konumlanmayı başaramayınca devre dışı kaldı ve geçtiğimiz yıl tamamen kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Oppurtunity ise geride kalan sekiz yılın ardından hala güçlü. Keşif robotunun bu sürede geride bıraktığı mesafe 34.4 km.

NASA’lı mühendisler, yakın zamanda Oppurtunity’e eşlik edecek yeni bir robotu Kızıl Gezegen’e gönderecek. Bir ton ağırlığındaki Curiosity, bir aksaklık yaşanmadığı takdirde 5 Ağustos günü Mars’ın yüzeyine inecek. Araba büyüklüğündeki keşif robotu, Mars’ın yüzeyinde mikrobik hayata dair bulgular arayacak.

Güneş Sistemi’ndeki en iyi manzara

Uluslararası Uzay İstayonu’nda (ISS) görev yapan astronotlar, Dünya’ya ait yüzlerce saatlik çekimden bazı kısımları hızlandırılmış video haline getirdi.

İnsanlığın 2000 yılından bu yana alçak yörüngedeki yerleşim noktası olan uzay laboratuarı, altında dönüp duran Mavi Bilye’ye ait mükemmel görüntüler çekiyor.

Yeryüzünde astronotların gönderdiği videoyu montajlayan Alex Rivest, “ISS’deki şanslı astronotlar ve bilim insanları kesinlikle Güneş Sistemi’ndeki en iyi manzaraya sahip” dedi.

Uzay istasyonunun cupola (ISS’de ve bugüne dek uzay araçlarında bulunan en büyük pencere) kısmında yer alan kamera, astronotların her gün tanık olduğu görüntüleri bize gösteriyor. Okyanuslar, nehirler, bulutlar ve rengarenk şehirler, Dev pencerenin altında akıp gidiyor.

Rivest, hazırladığı videoyu, Yuri Gagarin’in uzaya çıkışının 51’inci yıldönümü olan 12 Nisan’da yayımladı. Gagarin’in uzaya çıkan ilk insan olduğu rekabet günlerinde, ABD ve Sovyet Rusya teknolojik özelliklerini sunmak için büyük bir yarışa girmişti.

Avrupalı, Kanadalı, Japon, Rus ve ABD’li astronotların, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA işbirliğiyle beraber yer aldıkları ISS ise bugün gelinen noktanın 50 yıl öncesine kıyasla ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. ABD’nin uzay mekiği filosunun Temmuz 2011’de emekliye ayrılmasıyla, ABD’li astronotlar Rusların inşa ettiği roket ve uzay araçlarıyla atmosferin dışına yolculuk yapıyor.

Kaynak: ntvmsnbc