Kepler’in Gezegenleri

Nasa’nın Kepler uzay teleskopu, 11 farklı yıldız etrafında 26 yaşanabilir gezegen keşfetti. Bu yaşanabilir gezegenleri ve ilüstrasyonlarını burada görebilirsiniz.

Kepler’in keşfettiği gezegenlerin kendi sistemlerindeki yerleşimlerini gösteren görsel çalışma. Tüm renkli gezegenler Nasa tarafından doğrulanmış, gri olanlar henüz doğrulanmamış gezegen adaylarını gösterir.
Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde, yaşanabilir bölgede keşfedilen Kepler-22b gezegeni.
Kepler-10b. Nasa uzmanlarına göre tartışmasız keşfedilen ilk kayalık gezegen.
Kepler-9 ismi verilen bir yıldızın etrafında keşfedilen Satürn boyutllarında iki gezegen.
Kepler 11 adındaki yıldızın etrafında Kepler uzay teleskopu tarafından keşfedilen güneşdışı gezegenler.
Kepler-16b, iki yıldızın yörüngesinde olduğu bilinen ilk gezegen. (Star Wars filmindeki Tatooine gezegeni gibi)
Kepler 18 yıldızının etrafında keşfedilen 3 gezegen. Bu grafikte üstteki bölüm üç gezegenin Kepler 18 etrafındaki yörüngeleri ile Merkür’ün Güneş etrafındaki yörüngesinin kıyaslamasını gösterir. Alttaki bölümde bu üç gezegenin ve yıldızının, Dünya ve Güneş’e oranla büyüklüklerini gösterir.
İki güneşli gezegen, Kepler-35b
“Görünmez” gezegen Kepler-19c. Bu gezegen, Kepler-19b gezegeni üzerindeki kütle çekim etkisi sayesinde keşfedilmiştir.
İki güneşli gezegen Kepler-35b.
Bu çizimde Kepler’in keşfettiği beş gezegenin, Jüpiter ve Dünya’ya göre büyüklüklerini görebilirsiniz.
Bu çizimde de Kepler’in yeni keşfettiği diğer gezegenlerin büyüklüklerini görebilirsiniz.
Kepler’in keşfettiği en büyük ve en küçük Kırmızı Dev Yıldızların, Güneş ile büyüklük kıyaslaması.

Kaynak: Space.com

Dünya’ya En Çok Benzeyen Gezegen Bulundu

Dünya’dan 1.5 kat büyük olan ‘süper-Dünya’, gezegen avcısı Kepler uzay teleskopu tarafından keşfedildi.

Gezegen avcısı Kepler uydusu, bugüne kadar keşfettiği 2 bin 500’ü aşkın gezegene bir yenisini ve belki en önemlisini ekledi. KOI (Kepler’in Merak Konusu) 172.02 adı verilen gezegenin, bulunduğu yıldız sisteminde yaşanabilir bölgede yer aldığı ve sıvı suya sahip olma ihtimalinin bulunduğu belirtildi. Gök bilimciler, Dünya’dan 1.5 kat büyük olan ve bu sebeple ‘süper-Dünya’ olarak tanımlanan gezegenin, okyanuslara da sahip olabileceğini ifade etti.

KOI 172.02 gezegenin keşfi, kısa bir süre önce Samanyolu Galaksisi’nde Dünya büyüklüğünde 17 milyar gezegenin bulunduğunu açıklayan bilim dünyasında büyük heyecan yarattı.

Yıldızından yaklaşık 0.75 AU (astronomik birim) uzaklıkta olan KOI 172.02, yıldızdan gelen ışınların yüzeyinde aşırı sıcaklığa neden olmadığı, böylece sıvı suyun varlığına izin verdiği mesafede yer alıyor. Bu mesafenin kapsadığı alan, gök bilimde ‘Goldilocks Bölgesi’ yani Yaşanabilir Alan olarak biliniyor.

Yıldızının etrafındaki dönüşünü, yani bir yılı 242 günde tamamlayan KOI 172.02, kendisine hayat veren yıldızdan 112 milyon km uzaklıkta yer alıyor. Dünya’nın Güneş arasındaki mesafesi ise 0.98 AU, yani yaklaşık 150 milyon km.

KOI 172.02’nin keşfi, 221’inci Amerikan Astronomi Topluluğu Konferansı’nda, 8 Ocak günü açıklandı. NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nde Kepler projesinde yer alan Natalie Batalha, konuşmasında, ‘Yıldızının yaşanabilir bölgesinde bulunan ilk süper-Dünya’yı keşfettiklerini ve keşfin çok heyecan verici olduğunu’ söyledi.

Space.com’a konuşan ABD’nin Baltimore eyaletindeki Uzay Teleskopu Bilim Enstitüsü’nden Mario Livio, ‘Bu çok önemli bir gelişme… Kesinlikle Dünya dışı yaşam için iyi bir aday’ ifadesini kullandı.

KEPLER KEŞİFE DOYMUYOR
Yapılan büyük keşfin ardından ilk akıllara gelen soru, KOI 172.02’nin yaşama ne kadar elverişli olduğu. NASA, yaptığı açıklamada, Kepler’in başarısına değinirken, KOI 172.02 gezegeninin detaylı bir şekilde analiz edilmeye devam edildiğini belirtti.

2009 yılında Uzay’a gönderilen ve Güneş’in yörüngesini bir turunu 371 günde tamamlayan Kepler, hareketi esnasında gökyüzünde bir bölgeye kilitleniyor ve eş zamanlı olarak 150 bin yıldızın parlaklığını gözlemleyebiliyor. Teleskopun merkezinde, 42 tane kamera sensörü sıralanıyor. Bu sensörler, yıldızlarının önünden geçen yıldızları yakalıyor.

NASA, KOI 172.02’nin Dünya dışı yaşamın araştırılmasında önde gelecek kozmik cisimlerden biri olacağını belirtti.

DÜNYA BENZERİ YERLER
Gök bilimciler, Dünya benzeri kozmik cisimleri, evimizdekine benzer yaşam koşulları içeren bir gezegen veya uydu olarak tanımlıyor.

NASA, Dünya benzeri kozmik cisimlerin önemini, ‘Dünya’daki gibi karmaşık yaşam şekline, hatta bir medeniyete sahip olma ihtimali bulunmaları’ olarak ifade ediyor.

Bilim insanları, teorisel olarak, bir gün yabancı gezegenleri yaşama elverişli kılarak (terraforming), başka Dünya’lar oluşturulabileceğine inanıyor. Çoklu evren teorisi ise Dünya benzeri gezegenlerin bulunduğunu, paralel evrenlerde ise Dünya’nın başka bir versiyonunun var olduğunu öne sürüyor.

NASA, son yıllarda elde edilen bulguların astrobiyoloji ve Dünya dışı yaşam bulmaya yönelik alanlara olan ilgiyi daha da artırdığını ve SETI projesiyle bu arayışa devam ettiklerini belirtti.

Kepler, en son gözlemlerinde 461 Dünya dışı gezegen daha keşfetmiş ve keşif sayısını 2 bin 740’a çıkarmıştı. Bu gezegenlerden sadece dördünün ‘Dünya gibi yaşama olanak verebileceği’ düşünülüyor. KOI 172.02 ise beşinci ve en büyük aday konumunda.

Kaynak: space.com, ntvmsnbc

Mars’ta Yaşam İzi Bulundu! [Güncellendi]

Güncelleme: NASA, bu hafta başında Mars keşif aracı Curiosity’nin yaptığı ‘büyük keşfin’ aslında beklendiği kadar büyük ve önemli olmadığını açıkladı ve tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) akademisyen olan Türk bilim insanı Bülent Kızıltan yaptığı açıklamada ‘NASA’nın PR denemesi yaparak gereksiz bir heyecan yarattığını’ belirtti.

Mars keşif aracı Curiosity’nin görev ekibinde yer alan John Grotzinger, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde ilkel yaşam izlerine rastlandığını belirtti. Elde edilen sonuçların, kesinleşmesi için birçok testten geçirilmesi gerektiği ifade edildi.

NASA, Curiosity’nin Mars kumundan topladığı numuneler üzerinde yapılan analizler sonucunda, ‘tarihi bir keşif yapılmış olabileceğini’ açıklamıştı. Mars yüzeyinde Ağustos ayından bu yana keşif yapan Curiosity’nin elde ettiği bulgular, bir hafta süren değerlendirmelerin sonucunda bugün kamuoyuna açıklandı.

Curiosity ekibinde yer alan bilim insanları, Kızıl Gezegen’in toprağında karmaşık kimyasal yapılar tespit ettiklerini, aynı zamanda uzun zamandır aradıkları organik bileşiklerin izine rastladıklarını belirtti. Mars’ta ilkel yaşam izlerine ilk kez ulaşıldığına dair tarihi bir açıklama yapılırken, bulguların kesinleşmesi için numunelerin Dünya’ya getirilmesi ve burada analiz edilmesine kadar uzanan kapsamlı testlerin yapılması gerektiği ifade edildi.

YAŞAM İZİ NEREDEN GELDİ?
Curiosity’nin Mars yüzeyinden topladığı numunede klor, sülfür ve su izine rastladığı açıklandı. Bu elementlerin yanı sıra, karbon içeren kimyasalların, yani organik moleküllerin (yaşamın yapı taşı olan bloklar) izine rastlandığı ifade edildi.

Bu element ve moleküller, Curiosity’nin Mars Numune Analizi (SAM) donanımı tarafından tespit edildi. Curiosity, robotik kolunun ucundaki kepçeyle Mars kumu ve toprağını süzdükten sonra bu donanıma boşaltıyor ve numunelerin bileşikleri tespit ediliyor.

John Grotzinger, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Curiosity’nin gerçekleştirdiği analizlerin doğruluk payına dikkat çekerken, daha çok test yapmaları gerektiğini söyledi. Grotzinger, “Curiosity mükemmel çalışan ve son derece hassas olan bir donanıma sahip. Bu donanım Mars yüzeyinde elde ettiği numunelerde organik moleküller keşfetti. Bunun test edilmesi gerekiyor. Dünya’ya getirilecek numunelerin analiz edilmesi gerekiyor. Bu organik moleküller nereden geldi, Mars çevresinde mi oluştu yoksa başka bir yerden mi geldi bunu anlamamız lazım” dedi.

Curiosity ekibi, yapılan tespitin ardından sorulması gereken en önemli sorunun, bu bileşiklerin Mars’ın doğasında mı oluştuğu veya diğer kozmik cisimler tarafından mı Kızıl Gezegen’e taşındığını anlamak olduğunu ifade etti. Dahası, bu yaşam izlerinin, Curiosity tarafından Dünya’dan Mars’a taşınmış olabileceği belirtildi.

‘TESTLER SÜRECEK’
Curiosity’nin SAM baş analisti Paul Mahaffy, Grotzinger’in ardından söz alarak, “SAM, organik moleküllere ait kesin bir tespitte bulundu diyemeyiz… Her ne kadar organik bileşikler bulmuş olsa da, ilk olarak bu bileşiklerin Mars’a özgü olup olmadığını anlamamız lazım” dedi.

NASA yaptığı basın açıklamasında, “Tespit edilen klorun büyük olasılıkla Mars’a ait olduğunu ancak karbonun Curiosity aracılığıyla Dünya’dan gelmiş olabileceğini” ifade etti.

Curiosity'nin Mars izleri
Curiosity’nin Mars izleri

Curiosity, en son elde ettiği bulguları Sharp Dağı’na giden yolun üzerinde bulunan rüzgarlı ve kumlu ‘Rocknest’ bölgesinde keşfetti. Curiosity, dev Gale Krateri’ne indikten sonra kapsamlı analizler gerçekleştirmek için Sharp Dağı’na ilerliyor.

Grotzinger, 2.5 milyar dolarlık nükleer enerjili keşif aracının, yakın zamanda sondaj çalışmalarına da başlayacağını ifade etti. Mars’a gönderilen en gelişmiş uzay aracı olan Curiosity, en az 2 yıl süreyle Gale Krateri’nde keşif yapacak.

Grotzinger, bugüne kadar Curiosity’nin Dünya’ya çok büyük ve çok önemli miktarda veri gönderdiğini, kamuoyuyla paylaştıkları fotoğraf sayısının 11 bini bulduğunu belirtti. ABD’li araştırmacı, bir hafta boyunca bekleyen açıklamanın oldukça önemli olduğunu belirtirken, Curiosity ekibi, uzay aracının birçok önemli keşifte bulunduğunu ve antik bir nehir yatağı keşfinin ‘inanılmaz’ olduğunu ifade etti.

Kaynak: nasa, ntvmsnbc

Uzay’ın En Büyük Karadeliği

Gök bilimciler, Dünya’dan yaklaşık 250 milyon ışık yılı uzaklıktaki küçük bir galakside bugüne kadar keşfedilen en büyük karadeliği buldu. Dev karadeliğin kütlesi, Güneş’in 17 milyar katına eşit.

Astronomi tarihindeki en büyük keşiflerden birine imza atan gök bilimciler, Dünya’dan çok uzaklardaki NGC 1277 galaksisinde Güneş’in kütlesinin 17 milyar katına denk gelen bir dev karadelik keşfetti. Normalde karadeliklerin bulundukları galaksilerin yoğunluğunun yüzde 0.1’ini kapsadıkları bilinirken, yeni keşfedilen dev kara delik NGC 1277’nin yoğunluğunun yüzde 14’ünü oluşturuyor.

Space.com’a açıklama yapan ABD’nin Texas eyaletindeki Austin Üniversitesi’nden Karl Gebhardt, “NGC 1277 gerçekten çok tuhaf bir galaksi… Neredeyse tamamı dev bir karadelikten oluşuyor. Galaksi-karadelik sistemlerinde bir ilk keşfedilmiş olabilir” dedi.

Dev karadeliğin genişliği, Neptün’ün Güneş’in etrafındaki yörünge hareketinde dolandığı alanın neredeyse 11 katı. Dev karadeliğin yoğunluğu o kadar büyük ki, Remco van den Bosch’un başını çektiği araştırma ekibi, yeni sunulan araştırmanın sonuçlarının doğruluğunu teyit etmek için bir yıl süren değerlendirmeler yaptı.

Space.com’a konuşan Almanya’nın Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden van den Bosch, “Dev karadeliğin yoğunluğunu ilk hesapladığımda, bir şeyleri yanlış yapmış olduğumu zannettim. Aynı cihazlarla aynı ölçümü tekrar yaptık, ardından farklı cihazlarla tekrarladık… Ardından, ‘bir şeyler oluyor’ diye düşündüm” dedi.

NGC 1277 galaksisi (büyütmek için tıklayın).

BİLİNEN TEORİYE KARŞI GELİYOR
Gök biilimciler, yapılan keşifle, karadeliklerin galaksilerin merkezinde nasıl evrim geçirdiğine yönelik yeni bilgiler elde edebileceklerini ifade etti.

Bilim insanları tarafından kabul edilen genel görüş, galaksilerin merkez bölgesinin, içinde yer alan karadeliklerle ilişkili olduğu. Ancak NGC 1277 galaksisinde bugüne kadar hiç rastlanmamış bir merkez-karadelik oranı bulunması, her zaman kabul edilen görüşü de sarsacak gibi görünüyor.

NGC 1277’nin kara deliği, sahip olduğu özellikle NGC 4486B galaksisinde keşfedilen karadeliğe de rakip olmayı başardı. NGC 4486B’deki karadeliğin, galaksinin yoğunluğunun yüzde 11’ini oluşturduğuna inanılırken, galaksinin merkezindeki gazların yüzde 59’unu kapsadığı düşünülüyor. Dev karadeliğin kütlesi ise 6-37 milyar Güneş kadar.

BEŞ TANE DAHA KEŞFEDİLDİ
Alman gök bilinmci van den Bosch ve ekibi, NGC 1277 yakınlarında dev karadeliklere sahip beş galaksi daha keşfetti. Van den Bosch, “Uzay2da her zaman bir tuhaflıkla karşılaşmayı umabilirsiniz… Şu an karşımızda bunlardan altı tane var… Böyle keşiflerde bulunmayı düşünmüyorduk çünkü karadeliklerin ve galaksilerin birbirlerini etkilemediğine inanıyorduk” dedi.

Van den Bosch, Nature dergisinde yayımlanan araştırmalarında, “en büyük karadeliği, dev karadelikleri keşfetmek için yaptıkları incelemelerde keşfettiklerini” ifade etti.

Gök bilimciler, ışığı yakalama gücü çok yüksek olan Austin McDonald Gözlemevi’ndeki Hobby-Eberly Teleskopu’nu kullanarak, içlerindeki kozmik cisimlerin oldukça hızlı bir şekilde hareket ettiği küçük galaksiler tespit etti. Yıldız ve diğer kozmik cisimlere sahip, ortalama 9.784 ışık yılı genişliğindeki galaksilerdeki kozmik cisimlerin saniyede 350 km hızla hareket ettiği belirtildi.

KARADELİKLER KENDİLERİNİ GÖSTERDİ
Gök bilimciler, kozmik cisimlerin beklenenden yüksek olan hızlarına dayanarak, bu galaksilerin dev karadeliklere sahip olduğunu düşündü. Hubble Uzay Teleskopu’nun NGC 1277’ye ait arşiv bilgileri kullanılarak yapılan gözlemlerle, en büyük dev karadelik bulundu.

Araştırma ekibi, NGC 1277 galaksisindeki yıldızların hepsinin yaşlı olduğunu fark etti. En genç yıldızın 8 milyar yıl yaşında olduğu belirtilirken, galaksideki yıldızların birçoğu Güneş’in iki katı yaşında. Dünya’mıza hayat veren Güneş, 4.57 milyar yaşında.

Van den Bosch, buldukları kara deliklerin, yer aldıkları galaksilerde erken zamanlarda oluşmuş olabileceğini belirtti: Bu şey (karadelik) Büyük Patlama’nın zamanından beri orada duruyor olabilir… Belki de 13.7 milyar yıl önce yıldız ve galaksi oluşumu buna benziyordu” dedi…

Kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Tarihe Geçecek Bir Keşif!

NASA’dan açıklama: “Mars’ta bulunan keşif aracı Curiosity çok önemli bir keşif yaptı”. Bazıları, Mars’ta organizma kalıntısına ulaşıldığını öne sürdü.

Kızıl Gezegen’in yüzeyinde gözlem ve deneyler gerçekleştiren Curiosity, çok büyük bir keşif yapmış olabilir. Ancak NASA’nın konu hakkında kesin bir açıklama yapmamış olması şu an bilim dünyasında birçok soru işaretine neden olmuş durumda. NASA, Aralık’ın ilk haftasında resmi açıklama yapılacağını belirtti.

NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’na ev sahipliği yapan California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) jeolog John Grotzinger, Curiosity’nin en son analizlerinde çok ilginç sonuçlar elde ettiğini belirtti. Curiosity, Mars Numune Analizi (SAM) cihazına döktüğü en son numunede ‘bir şey’ keşfetti.

“TARİH KİTAPLARINA GEÇECEK”
Grotzinger, National Public Radio’ya (NPR) yaptığı açıklamada, “Curiosity’nin elde ettiği en son bulgular tarih kitaplarına geçecek. Gerçekten çok etkileyici görünüyor” dedi. Grotzinger’in açıklamasının ardından, Mars’taki jeolojik yapıların kimyasal bileşenlerini ve bu bileşenlerin yoğunluklarını analiz eden Curiosity’nin, Kızıl Gezegen’de mikrobiyolojik yaşam tespit etmiş olabileceği ifade edildi.

Grotzinger, Wired dergisine yaptığı açıklamada, elde edilen bilgilerin yakın zamanda açıklanacağını belirtti. Söz konusu açıklamanın, 3-7 Aralık arasında San Francisco’da düzenlenecek 2012 Amerikan Jeofizik Birliği toplantısında yapılabileceği ifade edildi.

Grotzinger, gönderdiği e-posta’da, “elde edilen sonuçların Dünya’yı sarsabilecek boyutta olduğunu, bu yüzden Curiosity ekibinin elde edilen bulguların doğruluğunu teyit etmek için birçok kontrol gerçekleştireceğini” söyledi. NASA, Grotzinger’in açıklamalarının dışında son gelişmeleri gazeteciler ve bilim dünyasıyla paylaşmıyor. Hatta, NASA bünyesinde Curiosity ekibi dışındaki bilim insanlarına bile bilgi verilmiyor.

Curiosity’nin 8 Eylül’de çektiği, Mars yüzeyine ait bir fotoğraf.

“SADECE BİR İPUCU DA OLABİLİR”
Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvar’ından Peter Smith, “Eğer yapılan keşif tarih kitaplarına geçecekse, açıklanmasını beklediğimiz keşif organik materyaller olacak” dedi. Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine 2008 yılında inen Phoenix keşif aracının ekibinde yer alan Smith, “Sadece bir ipucu elde edilmiş olabilir… Ama bu bile heyecan verici” dedi. Smith, Curiosity ekibinde yer alan kimseyle bağlantısı olmadığını ve en son gelişmeler hakkında bir bilgisi bulunmadığını söyledi.

Organik moleküllerin bulunması, Mars’ta yaşam olabileceği ihtimalini güçlendiren en önemli sinyallerden biri olacak. Phoenix, keşif görevi esnasında toprak numunesini eritmiş ancak Mars toprağında yer alan perkloratlara (tuz) rastlamıştı. Perkloratlar, ısıya tepki vererek tüm karmaşık organik molekülleri yok ediyor ve geride sadece karbon dioksit bırakıyor. Karbon dioksit, Mars atmosferinde oldukça bol mikyarda bulunuyor.

BU KEZ BULUNDU MU?
Mars’a 1976’da inen ve Kızıl Gezegen’in toprağına değen ilk insan yapımı araçlar olan Viking-1 ve Viking-2’de organik molekül arayışından sonuç alamamıştı. Bilim insanları, Mars’ta yapılan ilk keşiflerin ardından Dünya’nın en yakın komşusunda yaşam olmayacağını düşünmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, organik molekülleri ortadan kaldıran perkloratların varlığıydı.

Phoenix’in aksine, Curiosity’nin sahip olduğu en son teknoloji analiz ve deney donanımı, perkloratların tepki vermesini önleyen bir şekilde yavaşça ısıtılmasını sağlıyor. Aynı zamanda, deney esnasında numunede ne kadar karbon, oksijen, hidrojen ve diğer moleküllerin bulunduğu net bir şekilde ölçülüyor.

Curiosity’nin, tüm Mars keşif araçlarında standart olan ‘Hazcams’ kameraları. Ön ve arkadaki bu kameralar, yer ve çevredeki riskli unsurlara karşı keşif aracını uyarıyor.

Curisosity’nin sadece basit organik bileşikler bulmasının etkileyici olmayacağını belirten Smith, bu bileşiklerin Asteorit Kuşağı’ndaki meteorlarla Mars’a taşınmış olabileceğini hatırlattı. Ancak Mars’ın geçmişte yaşamın yapı taşlarına sahip olduğuna dari bulguların elde edilebileceğini belirten Smith, bir zamanlar gezegende bulunduğuna inanılan suyun da eklenmesiyle organizmaların Kızıl Gezegen’de yaşamış olabileceğini söyledi.

“DİKKATLİ OLUNMASI GEREKİYOR”
Wired’a konuşan Smith, “Eğer çok karmaşık organik yapıda bir yaşam izi bulmuşlarsa, bu gerçekten müthiş bir gelişme olur” dedi. Böyle bir bulgunun, bir zamanlar Mars’ta yaşamış organizmaların kalıntıları olabileceğine değinen Smith, yine de ‘bir kepçe kumdan’ böyle bir bulguya ulaşmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi.

Curiosity’nin elde ettiği bulguların ilk anda açıklanmamasının doğru bir hareket olduğunu ifade eden Smith, Phoenix görevinde de benzer bir süreç izlediklerini belirtti. Ancak elde ettiği sonuçlar hakkında yapılan spekülasyonların çok büyümesi, hatta ekiplerinden birinin Beyaz Saray’la görüştüğüne dair yanlış haberlerin çıkması, Smith’i oldukça zor durumda bırakmış. Smith, “Bir şeyleri gizli tutmaya çalıştığınızda, birçok çılgın şey yaşanabiliyor” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc