Mars’ta Yaşam İzi Bulundu! [Güncellendi]

Güncelleme: NASA, bu hafta başında Mars keşif aracı Curiosity’nin yaptığı ‘büyük keşfin’ aslında beklendiği kadar büyük ve önemli olmadığını açıkladı ve tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) akademisyen olan Türk bilim insanı Bülent Kızıltan yaptığı açıklamada ‘NASA’nın PR denemesi yaparak gereksiz bir heyecan yarattığını’ belirtti.

Mars keşif aracı Curiosity’nin görev ekibinde yer alan John Grotzinger, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde ilkel yaşam izlerine rastlandığını belirtti. Elde edilen sonuçların, kesinleşmesi için birçok testten geçirilmesi gerektiği ifade edildi.

NASA, Curiosity’nin Mars kumundan topladığı numuneler üzerinde yapılan analizler sonucunda, ‘tarihi bir keşif yapılmış olabileceğini’ açıklamıştı. Mars yüzeyinde Ağustos ayından bu yana keşif yapan Curiosity’nin elde ettiği bulgular, bir hafta süren değerlendirmelerin sonucunda bugün kamuoyuna açıklandı.

Curiosity ekibinde yer alan bilim insanları, Kızıl Gezegen’in toprağında karmaşık kimyasal yapılar tespit ettiklerini, aynı zamanda uzun zamandır aradıkları organik bileşiklerin izine rastladıklarını belirtti. Mars’ta ilkel yaşam izlerine ilk kez ulaşıldığına dair tarihi bir açıklama yapılırken, bulguların kesinleşmesi için numunelerin Dünya’ya getirilmesi ve burada analiz edilmesine kadar uzanan kapsamlı testlerin yapılması gerektiği ifade edildi.

YAŞAM İZİ NEREDEN GELDİ?
Curiosity’nin Mars yüzeyinden topladığı numunede klor, sülfür ve su izine rastladığı açıklandı. Bu elementlerin yanı sıra, karbon içeren kimyasalların, yani organik moleküllerin (yaşamın yapı taşı olan bloklar) izine rastlandığı ifade edildi.

Bu element ve moleküller, Curiosity’nin Mars Numune Analizi (SAM) donanımı tarafından tespit edildi. Curiosity, robotik kolunun ucundaki kepçeyle Mars kumu ve toprağını süzdükten sonra bu donanıma boşaltıyor ve numunelerin bileşikleri tespit ediliyor.

John Grotzinger, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Curiosity’nin gerçekleştirdiği analizlerin doğruluk payına dikkat çekerken, daha çok test yapmaları gerektiğini söyledi. Grotzinger, “Curiosity mükemmel çalışan ve son derece hassas olan bir donanıma sahip. Bu donanım Mars yüzeyinde elde ettiği numunelerde organik moleküller keşfetti. Bunun test edilmesi gerekiyor. Dünya’ya getirilecek numunelerin analiz edilmesi gerekiyor. Bu organik moleküller nereden geldi, Mars çevresinde mi oluştu yoksa başka bir yerden mi geldi bunu anlamamız lazım” dedi.

Curiosity ekibi, yapılan tespitin ardından sorulması gereken en önemli sorunun, bu bileşiklerin Mars’ın doğasında mı oluştuğu veya diğer kozmik cisimler tarafından mı Kızıl Gezegen’e taşındığını anlamak olduğunu ifade etti. Dahası, bu yaşam izlerinin, Curiosity tarafından Dünya’dan Mars’a taşınmış olabileceği belirtildi.

‘TESTLER SÜRECEK’
Curiosity’nin SAM baş analisti Paul Mahaffy, Grotzinger’in ardından söz alarak, “SAM, organik moleküllere ait kesin bir tespitte bulundu diyemeyiz… Her ne kadar organik bileşikler bulmuş olsa da, ilk olarak bu bileşiklerin Mars’a özgü olup olmadığını anlamamız lazım” dedi.

NASA yaptığı basın açıklamasında, “Tespit edilen klorun büyük olasılıkla Mars’a ait olduğunu ancak karbonun Curiosity aracılığıyla Dünya’dan gelmiş olabileceğini” ifade etti.

Curiosity'nin Mars izleri
Curiosity’nin Mars izleri

Curiosity, en son elde ettiği bulguları Sharp Dağı’na giden yolun üzerinde bulunan rüzgarlı ve kumlu ‘Rocknest’ bölgesinde keşfetti. Curiosity, dev Gale Krateri’ne indikten sonra kapsamlı analizler gerçekleştirmek için Sharp Dağı’na ilerliyor.

Grotzinger, 2.5 milyar dolarlık nükleer enerjili keşif aracının, yakın zamanda sondaj çalışmalarına da başlayacağını ifade etti. Mars’a gönderilen en gelişmiş uzay aracı olan Curiosity, en az 2 yıl süreyle Gale Krateri’nde keşif yapacak.

Grotzinger, bugüne kadar Curiosity’nin Dünya’ya çok büyük ve çok önemli miktarda veri gönderdiğini, kamuoyuyla paylaştıkları fotoğraf sayısının 11 bini bulduğunu belirtti. ABD’li araştırmacı, bir hafta boyunca bekleyen açıklamanın oldukça önemli olduğunu belirtirken, Curiosity ekibi, uzay aracının birçok önemli keşifte bulunduğunu ve antik bir nehir yatağı keşfinin ‘inanılmaz’ olduğunu ifade etti.

Kaynak: nasa, ntvmsnbc

Alpha Centauri’de gezegen bulundu

Gök bilimciler, Güneş’e en yakın yıldız olan Alpha Centauri B’nin yörüngesinde, Dünya büyüklüğünde bir gezegen keşfetti. 450 günde yapılan heyecan verici keşfe rağmen, yıldızın yörüngesindeki gezegenin yaşama elverişli olma olasılığı çok düşük. Yine de, bilim kurgunun ilham aldığı yıldız sisteminde başka gezegenler olabileceği ifade edildi.

Birbirinin yörüngesinde hareket eden üç yıldızdan oluşan Alpha Centauri yıldız sistemi, Güneş Sistemi’nden sadece 4.4 ışık yılı uzaklıkta. Sistemde yer alan Alpha Centauri B, Güneş’e en yakın olan yıldız olma özelliğine sahip. Yıldızın yörüngesinde keşfedilen ve Alpha Cantauri Bb adı verilen  gezegen, neredeyse Dünya ile aynı kütlede. Ancak yıldızın etrafında izlediği yörünge, Dünya’nın Güneş’in yörüngesine oranla 25 kat daha küçük. Yıldızına son derece yakın olan Bb, bir yılı da sadece 3.2 günde tamamlıyor.

Yıldızına yaklaşık 5.8 milyon kilometre olan yakınlığı nedeniyle, Bb’nin yüzeyindeki sıcaklığın yaklaşık 1200 Santigrat derece olduğu tahmin ediliyor. Erimiş lavla kaplı olduğu düşünülen gezegende, bu nedenle yaşama olanak verecek şartların bulunma olasılığı oldukça düşük.

“BAŞKA GEZEGENLER DE OLABİLİR”
Gök bilimciler, lav gezegende yaşam olasılığı çok düşük olsa da, Alpha Centauri yıldızlarında başka gezegenlerin olabileceğini düşünüyor.

Nature dergisinde bugün yayımlanan araştırmada yer alan İsviçre’nin Cenevre Üniversitesi’nden Stephane Udry, “En yakın komşumuzda bir gezegen keşfetmiş olmak, diğerlerinin de orada bulunuyor olabileceğine işaret eden büyük bir gelişme” ifadesini kullandı.

Alpha Centauri, Alpha Centauri A ve B yıldızlarıyla, bu iki yıldıza daha uzak bir mesafede bulunan Proxima Centauri adlı kırmızı cüceden oluşuyor. Centaurus takımyıldızını en parlak yıldızı olan Alpha Centauri A, aynı zamanda gökte Sirius’un ve Canopus’un ardından en parlak üçüncü yıldız.

450 GÜNDE KEŞFEDİLDİ
Alpha Centauri sistemi, Güneş Sistemi’ne olan yakınlığından dolayı tarih boyunca bilim insanları tarafından yaşama olanak verebilecek yer olarak kabul edildi. Bu düşünce, bilim kurgu dünyasına da fazlasıyla yansıdı.

Transformers serisindeki robot ırkın evi olan Cybertron ile Avatar filminde konu edilen mavi devler Na’vi ırkının evi Pandora, Alpha Centauri’de yer alıyor. Bugüne kadar Güneş Sistemi dışındaki gezegenlerin araştırıldığı kozmik adreslerden biri olsa da, yeni keşfedilen gezegenin küçüklüğü ve yıldızına yaptığı etkinin zayıflığı, keşfedilmesini mümkün kılmadı.

Alpha Centauri yıldız sistemi
Alpha Centauri yıldız sistemi

En son analizlerde Alpha Centauri sistemini çok dikkatli bir şekilde inceleyen gök bilimciler, Dünya büyüklüğündeki gezegenin çekim gücüyle yıldızını saatte yaklaşık 1.5 km hızla titrettiğini tespit etti. İnsanların yürüme hızından bile yavaş olan bu etkinin tespit edilmesinin ardından, 450 gün boyunca Alpha Centauri B’nin üzerindeki güneş lekeleriyle, Bb’nin yörüngesinde oluşturduğu izlerin kesin olarak birbirlerinden ayırt edilmesi için çalışıldı.

Cenevre Gözlemevi’nde ve Portekiz’in Porto Üniversitesi’nde çalışmalar yürüten Xavier Dumusque’nin başını çektiği ekip, gözlemevinde bulunan ve ‘gezegen avcısı’ olarak bilinen HARPS spektrometresiyle alpha Centauri Bb’yi bir yılı aşkın gözlemlerin sonunda tespit etmeyi başardı.

Çalışmada yer almayan ABD’nin California Üniversitesi’nden Greg Laughlin, “Bu gezegenin keşfine adadıkları çaba, eşi benzeri fazla görülmeyen türden” ifadesini kullandı.

BİR GÜN ORAYA GİDECEK MİYİZ?
Laughlin, “Alpha Centauri B bize çok yakın… Bu bilim insanlarını heyecanlandırıyor” dedi. Günümüz teknolojisinin sunduğu roketlerle, yıldıza ulaşmak 40 bin yıl alacak. Ancak itiş gücünde yapılacak atılımlar, bir gün Alpha Centauri yıldız sistemine gitmeyi bir hayal olmaktan çıkarabilir.

Güneş’e benzeyen Alpha Centauri A ve B yıldızlarından A, Güneş’ten biraz daha büyük ve parlak. B ise Güneş’ten biraz daha küçük ve yarısı kadar parlak.

Kaynak: ntvmsnbc

Mars’ta Gün Batımı

NASA’nın Mars keşif robotu Oppurtunity, Kızıl Gezegen’deki dev Endeavour kraterine bakan bir noktada mükemmel bir kare yakaladı.

Kraterin batı ucunda bulunan robot, gün batımı esnasında Güneş ışınların kratere düştüğü anı görüntüledi. Fotoğrafta, Oppurtunity’nin gölgesi kratere uzanıyormuş gibi görünüyor. Keşif robotu, 22 kilometre genişliğindeki kratere Ağustos 2011’de ulaşmıştı.

NASA’nın yayımladığı en son fotoğraf, Oppurtunity’nin panoramik kamerasıyla Mars saatiyle 16.30 ile 17.00 arasında çekildi. NASA yetkilileri, fotoğrafın 9 Mart tarihine ait olduğunu belirtti. Sahte renkte yayımlanan fotoğraf, Endeavour’un yüzeyindeki karanlık tepeler gibi kraterin yüzeyindeki farklılıkların belli olmasını sağlıyor.

Oppurtunity, yaklaşık dört ay boyunca dev krateri Greeley Haven adı verilen bölgeden gözlemledi ve henüz iki hafta önce tekrar hareket etmeye başladı. Kış süresince sabit bir noktada bekleyen keşif robotu, bu sürede solar panellerini Güneş’e konumlandırarak aktif kaldı.

Oppurtunity, geride bıraktığı dört ay süresince, Greeley Haven’daki kayaları incelerken, bilim insanları robotun yaydığı radyo sinyallerini analiz ederek gezegegin iç yapısı üzerinde araştırmalar yaptı.

MARS’TA SEKİZ YIL
Oppurtunity ve ikizi Spirit, Kızıl Gezegene Ocak 2004’te indi. Altı tekerli, golf arabası büyüklüğündeki iki robotun asıl görevi, üç ay boyunca Mars’ta geçmişten kalan su izleri bulmaktı.

Her iki robotun görev süresi geride kalan aylar boyunca uzatılırken, Mars’ın bir zamanlar daha sulak ve sıcak bir yer olduğuna dair bulgular elde ettiler. Spirit, Mart 2010’da Güneş’i görecek şekilde konumlanmayı başaramayınca devre dışı kaldı ve geçtiğimiz yıl tamamen kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Oppurtunity ise geride kalan sekiz yılın ardından hala güçlü. Keşif robotunun bu sürede geride bıraktığı mesafe 34.4 km.

NASA’lı mühendisler, yakın zamanda Oppurtunity’e eşlik edecek yeni bir robotu Kızıl Gezegen’e gönderecek. Bir ton ağırlığındaki Curiosity, bir aksaklık yaşanmadığı takdirde 5 Ağustos günü Mars’ın yüzeyine inecek. Araba büyüklüğündeki keşif robotu, Mars’ın yüzeyinde mikrobik hayata dair bulgular arayacak.

Uzaylılar nerelerde yaşıyor olabilir?

Amerikalı bilim adamları, uzaylıların yaşaması en olası gezegen ve uyduların listesini çıkardı. Favoriler Gliese 581g ve Titan…

Listeye göre Satürn’ün uydusu Titan ve 20,5 ışık yılı ötedeki Terazi takım yıldızında bulunduğu sanılan Gliese 581g (üstte) dış gezegeni, uzayda en yaşanılası yerler…

Astrobiyoloji dergisinde yayınlanan makalede araştırmacılar farklı kriterlere odaklanan iki ayrı liste hazırladı: Dünya’ya Benzerlik Endeksi ve Gezegen Yaşanabilirlik Endeksi. ABD’deki Washington Üniversitesi’nden Dirk Schulze-Makuch, “Önce başka gezegenlerde de Dünya’dakine benzer koşullar olabilir mi diye sorduk. Çünkü bu koşulların yaşama elverişli olduğunu biliyoruz” diyor. İkinci olarak da dış gezegenlerde bizim bildiğimiz-bilemediğimiz başka yaşam türlerinin yaşama olasılığı var mı sorusuna cevap aranmış.

Dünya’ya Benzerlik Endeksi gezegenlerin büyüklüğü, yoğunluğu ve ana yıldızdan uzaklığı gibi verileri Dünya’nınkilerle karşılaştırıyor.

Gezegen Yaşanabilirlik Endeksi ise yüzeyin buzla mı taşla mı kaplı olduğu, atmosferi ya da manyetik alanı olup olmadığı gibi başka faktörleri inceliyor. Ayrıca Ana yıldızdan gelen ışık ya da gelgit çekimi gibi organizmalara enerji verebilecek ne tür kaynaklar olduğuna da bakıyor.

Gelgit çekimi, bir diğer nesne ile yerçekimsel etkileşimlerin bir gezegen ya da uyduyu içten ısıtmasına verilen ad. Gezegen Yaşanabilirlik Endeksi’nde dikkate alınan son faktör ise kimya: Organik bileşikler ve önemli kimyasal reaksiyonlar için gereken sıvı bazlı çözücüler var mı?

Satürnün uydusu Titan

DÜNYA’YA BENZERLİK ENDEKSİ
Dünya – 1,00
Gliese 581g – 0,89
Gliese 581d – 0,74
Gliese 581c – 0,70
Mars – 0,70
Merkür – 0,60
HD 69830d – 0,60
55 Cnc c – 0,56
Ay – 0,56
Gliese 581e – 0,53

GEZEGEN YAŞANABİLİRLİK ENDEKSİ
Titan – 0,64
Mars – 0,59
Europa – 0,49
Gliese 581g – 0,45
Gliese 581d – 0,43
Gliese 581c – 0,41
Jüpiter – 0,37
Satürn – 0,37
Venüs – 0,37
Enseladus – 0,35

GLIESE 581 FARKI
Her iki endekste de üç-dört gezegenle temsil edilen Gliese 581 sistemi, gökbilimciler tarafından yakından izleniyor. Sistem kızıl bir cüce yıldızın etrafında dönen dört (belki de beş) gezegenden oluşuyor.

İlk listede Gliese gezegenleri ve Mars, Merkür ile Ay’ın dışında bir de HD 69830d gezegeni yer alıyor. HD 69830d, Neptün büyüklüğündeki bir dış gezegen ve Pupa takım yıldızında yer alıyor. Ana yıldıza ideal uzaklık olarak görülen, yüzeyin ne çok soğuk ne de çok sıcak olduğu “goldilocks bölgesi”nde konumlanıyor.

Jüpiter'in uydusu Europa

İkinci listede ise başı Satürn’ün uydusu Titan çekiyor, onu Mars ile Jüpiter’in uydusu Europa izliyor. Europa’da çekim kuvvetinin yarattığı gelgit etkisiyle ısınan bir yeraltı su okyanusu olduğu sanılıyor.

1000’DEN FAZLA ADAY
Güneş Sistemi dışında yaşanabilir ortam arama çabaları son yıllarda hız kazandı. 2009’da uzaya fırlatılan NASA’nın Kepler uzay teleskobu bugüne dek binden fazla aday gezegen buldu.

Gelecek nesil teleskopların bir adım ileriye giderek, uzak yıldızlardan gelen ışıkta biyogöstergeler bulması, örneğin bitkilerin ürettiği klorofili belirleyebilmesi mümkün görülüyor.

Kaynak: ntvmsnbc, bbc

Meteorda ‘Dünya tipi’ bakteri

Meteorda bulunan bakteriler, yeryüzündeki Titanospirillum velox bakterisine benziyor.

NASA bilimcileri inceledikleri bir meteorda bakteriler tespit etiklerini, bunların Dünya’daki bazı bakterilerle büyük benzerlik taşıdığını iddia etti.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) görevli bir bilimadamının araştırması, uzaydaki yaşamın, Dünya’da bildiğimiz yaşamla benzer özelliklere sahip olabileceğini gösterdi.

NASA’nın Marshal Uzay Uçuş Merkezi’nde çalışan astrobiyolog dr Richard B. Hoover, dünyada bilinen az sayıdaki göktaşının bulunduğu Sibirya, Alaska ve Antarktika gibi uzak bölgelerdeki meteoritler (göktaşları) üzerinde yaptığı araştırmasının sonuçlarını Journal of Cosmology dergisinin mart sayısında yayınladı.

Canlı organizmaların kalıntıları ve Dünya’nın atmosferine girmeden önce üzerlerinde yaşamın olduğuna inanılan göktaşlarının iç katmanlarındaki fosilleşmiş bakterileri inceleyen Dr Hoover, meteoritin taşlarındaki kırıkları laboratuvar ortamında elektron mikroskopuyla taradı ve mikro-organizmaların dünyada bulunanlara benzediğini gördü.

Büyük bir göktaşının parçası olabilen ve çoğunlukla taş ile demirden oluşan meteoritlerdeki, su ve evsahipliği yapan kuyrukluyıldız veya asteroid yarattığı ısı gibi koşulların bakterinin gelişimi için uygun bir yer sağladığını belirten Hoover, ”Heyecan verici olan, göktaşlarındaki bakterilerin, birçok durumda tanınabilir ve dünyadaki genel türlerle çok yakından bağlantılı olması” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc

Göktaşı Üzerinde Yaşam İzleri

Nasa’nın arsenikli yaşam formu açıklamasının ardından bu kez bilimciler beklenmedik şekilde, yaşamın temel yapıtaşlarını bir tip göktaşı üzerinde buldular.

NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Dr. Daniel Glavin’ın başında olduğu araştırma ekibi, son derece nadir görülen özgün tipte bir göktaşı üzerinde 19 farklı amino asite rastladılar. Grafit, olivin ve klino-bronzitten oluşan bu göktaşları, iki asteoritin çarpışmasından meydana geliyor.

Bu tip göktaşları oluşumlarını tetikleyen asteroit çarpışması sırasında 1100 santigrat derecelik sıcaklığa ulaştıklarından üzerlerinde yaşama dair izlerin bulunması beklenmiyor. Glavin bu sıcaklığın amino asit gibi tüm karmaşık molekülleri karbona çevirecek kadar yüksek olduğunu, fakat yine de bunlara rastladıklarını ifade ediyor.

Glavin’e göre keşif, yaşamsal moleküllerin bütünlüklerini korumada bilinenin ötesinde bir yeteneğe sahip olduklarını ve bunun da uzayda yaşam arayışı açısından şansı artıran son derece olumlu bir gelişme olduğunu söylüyor.

Göktaşı, 2008 TC3 olarak adlandırılan ve Dünya’ya çarpmasından hemen önce tespit edilebilmiş ilk asteroitin kalıntısı. 5 metrelik asteroit 7 Ekim 2008 tarihinde, Dünya’ya yaklaşma, atmosfere girme ve Sudan’daki Nubian Çölü’ne çarpma safhalarında tümüyle takip edilebilmiş. Khartoum Üniversitesi’nden araştırmacıların topladıkları kalıntılar, bugüne kadar bu tip göktaşlarına ait elde edilen en iyi şekilde korunmuş parçalardan meydana geliyor.

Glavin, amino asitlerin ‘sağ-elli’ ve ‘sol-elli’ olmak üzere birbirinin ayna görüntüsü denebilecek iki farklı formda bulunduklarını ve Dünya üzerindeki yaşamın sadece sol-elli amino asitlerden meydana geldiğine dikkat çekiyor. Göktaşı üzerindeyse her iki formdaki amino asitlere rastlanmış. Bu da bu amino asitlerin gerçekten de uzay kaynaklı olduğunu ve cisme Dünya’ya düştüğünde bulaşmadıklarını kanıtlıyor.

Kaynak: ntvmsnbc

Uzay’da değil, Dünya’da yeni bir yaşam formu

NASA, merakla beklenen basın toplantısında DNA’sında fosfor yerine arsenik bulunabilen yeni bir bakteri türünün keşfedildiğini açıkladı.

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) düzenlediği basın toplantısında tanıttığı yeni keşif, Kaliforniya’daki Mono Gölü’nde bulunan ve canlılar için çok kuvvetli bir doğal zehir olan arsenikte çoğalabilen bir bakteri.

NASA tarafından finanse edilen ve Science Express internet sitesinde yayınlanan araştırmaya göre yeni keşfedilen bakteri yalnızca arsenikte yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda arseniği kendi hücresel mekanizmasına ve DNA’sının yapısına katıyor.

Dünya üzerindeki tüm yaşam altı bileşen üzerine kurulu: karbon, hidrojen, azot, oksijen, fosfor ve kükürt. En küçük amipten en büyük balinaya kadar tüm canlılar aynı yapıtaşlarını kullanıyorlar. DNA bloklarımız tamamen birbirleriyle uyumlu. Keşfedilen bakterinin DNA’sındaysa fosfor elementi yerine arsenik yer alıyor. Bu yaşama ve canlıların nasıl türediklerine yönelik bakış açımızı kökünden değiştirecek bir gelişme.

NASA için yaptıkları araştırmada elde ettikleri bu keşifle ilgili basın toplantısı düzenleyen bilim insanları, bakterinin arseniği sadece yemekle kalmadığını, bu zehirli elementi doğrudan DNA’sına kattığının altını çizdiler.

Bulgularının bilim insanlarının Dünya’daki yaşam biçimlerinin çeşitliliği konusunda ne kadar az bilgi sahibi olduğunu gösterdiğini belirten araştırmacılar, bu keşfin diğer gezegenler ve uydularında yaşam için nerelere bakılması gerektiğini de açıkça ortaya koyduğunu kaydettiler.

Kaynak: ntvmsnbc