Üzerinde Yaşam Olabilecek 9 Gezegen

Aralık 2012’de, Porto Riko üniversitesinden The Habitable Exoplanets Catalog (Yaşanabilir Gezegenler Kataloğu) ekibi, güneş sistemimiz dışında üzerinde yaşam olabilecek 9 gezegeni açıkladı.

Bunların bazıları henüz gezegen olarak onaylanmamış ve yaşam çevreleri hakkında daha öğrenmemiz gereken çok şey olsa da, bu katalog dünya dışı yaşamın nerede aranabileceğine dair bir başlangıç noktası sunuyor.

İşte yaşam olabilecek 9 gezegen:

1- Gliese 581g
2010’da keşfedilen bu gezegen, henüz doğruluğu tartışılsada, üzerinde dünya-dışı yaşam olabilecek en kuvvetli aday olarak gösteriliyor. Kendi yıldızının yaşanabilir bölgesinin ortasında yer alan gezegen, Dünya’dan sadece iki veya üç kat daha ağır.

2- Gliese 667Cc
Bir diğer Süper-Dünya olan bu gezegen, bizden 22 ışık yılı uzaklıktaki Scorpius takımyıldızında bulunuyor. Dünya’dan en az 4.5 kat daha büyüktür ve kendi yıldızının etrafındaki dönüşünü 28 günde tamamlar.

3- Kepler-22b
Dünya’nın 2.4 katı büyüklüğünde ve sera etkisi ile Dünya’ya benzeyen yüzey sıcaklığının 22 derece olduğu varsayılıyor. Bizden 600 ışık yılı uzakta bulunan Cygnus takımyıldızında bulunuyor.

4- HD 40307g
Kendi yıldızına yaşanabilir mesafede bulunan bu Süper-Dünya, bizden 42 ışık yılı uzaklıktaki Pictor takımyıldızında yer alır. Yörüngesi kendi yıldızından 90 milyon km uzaklıktadır. Bu oran Dünya-Güneş arasında 150 milyon km dir.

5- HD 85512b
2011 de keşfedilen bu gezegenin ağırlığı Dünya’nın 3.6 katıdır. Bizden 35 ışıkyılı uzaktaki Vela takımyıldızında yer alır. Araştırmacılar ykın bir zamanda yüzeyinde su olup olmadığını anlamayı umuyor.

6- Tau Ceti e
Aralık 2012’de keşfedilen bu gezegen, bizden 11.9 ışık yılı uzaklıkta bulunur ve Dünya’dan 4.3 kat daha ağırdır. Henüz belirlenemeyen atmosferine göre basit yaşam formu için uygun sıcaklıkta veya Venüs gibi kavurucu olabilir.

7- Gliese 163c
Dünya’nın 7 katı ağırlığındaki bu gezegen, kendi yıldızı etrafında dönüşünü 26 günde tamamlar. Bizden 50 ışık yılı uzaklıkta Dorado takımyıldızında yer alır.

8- Gliese 581d
Bir araştırmaya göre bu gezegenin kalın, karbon dioksit atmosfere sahip olabileceği düşünülüyor. Dünya’dan 7 kat daha ağır olan bu gezegen, yine yaşam olabilecek Gliese 581g ile aynı sistemde yer alır. Bizden uzaklığı 20 ışık yılıdır.

9- Tau Ceti f
Kardeşi Tau Ceti e gibi Süper-Dünya adayı olan bu gezegen, yaşanabilir bölgenin dış sınırına daha yakındır. Dünya’nın 6.6 katı ağırlında olan bu gezegenin atmosferi yeteri kadar sıcaksa yaşam için uygun olabilir.

 

 

 

 

Bu grafikte, yaşam olabilecek 9 gezegenin dünya ile benzerliğini görebilirsiniz

Kaynak: Space.com / Porto Riko Üniversitesi

Kepler’in Gezegenleri

Nasa’nın Kepler uzay teleskopu, 11 farklı yıldız etrafında 26 yaşanabilir gezegen keşfetti. Bu yaşanabilir gezegenleri ve ilüstrasyonlarını burada görebilirsiniz.

Kepler’in keşfettiği gezegenlerin kendi sistemlerindeki yerleşimlerini gösteren görsel çalışma. Tüm renkli gezegenler Nasa tarafından doğrulanmış, gri olanlar henüz doğrulanmamış gezegen adaylarını gösterir.
Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde, yaşanabilir bölgede keşfedilen Kepler-22b gezegeni.
Kepler-10b. Nasa uzmanlarına göre tartışmasız keşfedilen ilk kayalık gezegen.
Kepler-9 ismi verilen bir yıldızın etrafında keşfedilen Satürn boyutllarında iki gezegen.
Kepler 11 adındaki yıldızın etrafında Kepler uzay teleskopu tarafından keşfedilen güneşdışı gezegenler.
Kepler-16b, iki yıldızın yörüngesinde olduğu bilinen ilk gezegen. (Star Wars filmindeki Tatooine gezegeni gibi)
Kepler 18 yıldızının etrafında keşfedilen 3 gezegen. Bu grafikte üstteki bölüm üç gezegenin Kepler 18 etrafındaki yörüngeleri ile Merkür’ün Güneş etrafındaki yörüngesinin kıyaslamasını gösterir. Alttaki bölümde bu üç gezegenin ve yıldızının, Dünya ve Güneş’e oranla büyüklüklerini gösterir.
İki güneşli gezegen, Kepler-35b
“Görünmez” gezegen Kepler-19c. Bu gezegen, Kepler-19b gezegeni üzerindeki kütle çekim etkisi sayesinde keşfedilmiştir.
İki güneşli gezegen Kepler-35b.
Bu çizimde Kepler’in keşfettiği beş gezegenin, Jüpiter ve Dünya’ya göre büyüklüklerini görebilirsiniz.
Bu çizimde de Kepler’in yeni keşfettiği diğer gezegenlerin büyüklüklerini görebilirsiniz.
Kepler’in keşfettiği en büyük ve en küçük Kırmızı Dev Yıldızların, Güneş ile büyüklük kıyaslaması.

Kaynak: Space.com

Okyanuslar ve bulutlarla kaplı bir Mars

Dünya’nın en yakın komşusu Mars, on yıllardır gök bilimcilerin sırlarını çözmeye çalıştığı gezegenlerin başında geliyor. Son 10 yıl içinde yapılan keşifler, gezegende bir zamanlar sıvı halde su olduğuna işaret ederken, Mars’ın antik zamanlarda tıpkı Dünya’ya benzediği görüşü de güçleniyor.

Yüzeyindeki Oppurtunity ve Curiosity keşif araçlarının yanı sıra, Mars Yörünge Kaşifi (MRO) uydusu tarafından gözlemlenen Mars, elde edilen son bulgularla bir zamanlar nasıl bir görünüme sahip olduğu hakkında bilim insanlarına ipucu veriyor.

MRO’un, Kızıl Gezegen’deki jeolojik yapıların yüksekliğine ait gönderdiği verileri değerlendiren ABD’lı yazılım mühendisi Kevin Gill, bilgisayar ortamında Mars’ın görüntüsünü oluşturdu.

Discovery News sitesine çalışması hakkında açıklama yapan Gill, “Dünya’ya ait benzer modeller yapıyordum. Mars’ta hayat olduğu izlenimi veren çizimlere rastladıktan sonra aynısını denemek istedim… Mars hakkında yeni bilgiler edinmek, yaratıcı olmak ve kullandığım yazılımı geliştirmek güzel bir şey” dedi.

DEV OKYANUSLAR VE NEHİRLER ORTAYA ÇIKTI
Gill, yaptığı çalışmada Mars’ın bir yüzünü tamamen farklı bir görünüme soktu. Dev okyanuslar ortaya çıkarken, 4 bin km’yi geçen uzunluğuyla Güneş Sistemi’ndeki en uzun vadileri içeren Vallis Marineris, okyanuslara açılan bir nehir haline geldi.

Mars’ın batı yarım küresindeki volkanik plato olan Tharsis Bulge’de bulunan ve uzunluğu Everest’in üç katı olan Olympus Mons, diğer yanardağlar Pavonis Mons, Ascraeus Mons ve Arsia Mons ile bulutlara yükselen bir görüntü oluşturdu.

Gill, yüksek rakımlı ekvatora yakın volkanik bölgede bitki örtüsünü az tutarken, daha alçak olan alanlara daha nemli ve yeşilliği bol bir görünüm kazandırdı. Mars’ın yüzde 95’i karbondioksitten oluşan ince atmosferi ise bulutlarla örtüldü.

büyük hali için tıklayın

CURIOSİTY TAHMİNLERİ DOĞRULUYOR
Mars’a Ağustos 2012’de iniş yapan keşif aracı Curiosity, Kızıl Gezegen’in bir zamanlar su akan nehirlerle kaplı olduğuna dair en büyük kanıta ulaşmıştı.

İniş yaptığı Gale Krateri’nde derinliği neredeyse 60 santimetre olan nehir yatağı keşfeden Curiosity, Mars’ın sadece kutup bölgelerinde buz halinde sıvı bulunmayabileceğini ortaya koydu. Kısa bir süre önce ise Oppurtunity keşif aracı Endeavour kraterinin kenarında geçmişte suyun etkisiyle oluşmuş minerallere rastladı.

Dahası, MRO’nun ve gemişteki uyduların Dünya’ya gönderdiği fotoğraflarda, Mars’ın yüzeyinde dev çukurlar ve nehir deltalarına benzeyen yapılar görüldü. Mars’ın kuzey yarımküresinde yer alan ve 4-5 km derinliğiyle gezegenin en alçak bölgesi olan Vastitas Borealis’te, bir zamanlar var olan okyanusun izlerini gösteren antik kıyı şeridi yer alıyor.

ATMOSFER DAHA KALINDI
Mars, mayetosfer tabakasını 4 milyar yıl önce kaybetti. Güneş fırtınaları, Mars atmosferini daha rahat etkisi altına alırken, manyetik alanının bulunmaması, kozmik fırtınalara karşı Kızıl Gezegen’i savunmasız bırakıyor. Bu bilgiler, Mars’ın uzun bir süredir Dünya gibi bir biyosfere sahip olmadığını gösteriyor.

Gill, Mars’ı renklendirirken bilimsel bulgulardan uzaklaştığını belirtti: “Gezegen bilimcisi değilim. Bu yüzden birçok tahminimi Dünya’daki coğrafi özelliklere göre yaptım. Ardından Mavi Bilye fotoğraflarıyla değerlendirme yaptım.”

Bir zamanlar gerçek olup olmadığı henüz bilinmese de, okyanuslara, bitki örtüsüne ve canlı bir atmosfere sahip olan bir Mars düşüncesi bugün hala heyecan verici.

Mars’ta Yaşam İzi Bulundu! [Güncellendi]

Güncelleme: NASA, bu hafta başında Mars keşif aracı Curiosity’nin yaptığı ‘büyük keşfin’ aslında beklendiği kadar büyük ve önemli olmadığını açıkladı ve tüm dünyada hayal kırıklığı yarattı. Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) akademisyen olan Türk bilim insanı Bülent Kızıltan yaptığı açıklamada ‘NASA’nın PR denemesi yaparak gereksiz bir heyecan yarattığını’ belirtti.

Mars keşif aracı Curiosity’nin görev ekibinde yer alan John Grotzinger, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde ilkel yaşam izlerine rastlandığını belirtti. Elde edilen sonuçların, kesinleşmesi için birçok testten geçirilmesi gerektiği ifade edildi.

NASA, Curiosity’nin Mars kumundan topladığı numuneler üzerinde yapılan analizler sonucunda, ‘tarihi bir keşif yapılmış olabileceğini’ açıklamıştı. Mars yüzeyinde Ağustos ayından bu yana keşif yapan Curiosity’nin elde ettiği bulgular, bir hafta süren değerlendirmelerin sonucunda bugün kamuoyuna açıklandı.

Curiosity ekibinde yer alan bilim insanları, Kızıl Gezegen’in toprağında karmaşık kimyasal yapılar tespit ettiklerini, aynı zamanda uzun zamandır aradıkları organik bileşiklerin izine rastladıklarını belirtti. Mars’ta ilkel yaşam izlerine ilk kez ulaşıldığına dair tarihi bir açıklama yapılırken, bulguların kesinleşmesi için numunelerin Dünya’ya getirilmesi ve burada analiz edilmesine kadar uzanan kapsamlı testlerin yapılması gerektiği ifade edildi.

YAŞAM İZİ NEREDEN GELDİ?
Curiosity’nin Mars yüzeyinden topladığı numunede klor, sülfür ve su izine rastladığı açıklandı. Bu elementlerin yanı sıra, karbon içeren kimyasalların, yani organik moleküllerin (yaşamın yapı taşı olan bloklar) izine rastlandığı ifade edildi.

Bu element ve moleküller, Curiosity’nin Mars Numune Analizi (SAM) donanımı tarafından tespit edildi. Curiosity, robotik kolunun ucundaki kepçeyle Mars kumu ve toprağını süzdükten sonra bu donanıma boşaltıyor ve numunelerin bileşikleri tespit ediliyor.

John Grotzinger, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Curiosity’nin gerçekleştirdiği analizlerin doğruluk payına dikkat çekerken, daha çok test yapmaları gerektiğini söyledi. Grotzinger, “Curiosity mükemmel çalışan ve son derece hassas olan bir donanıma sahip. Bu donanım Mars yüzeyinde elde ettiği numunelerde organik moleküller keşfetti. Bunun test edilmesi gerekiyor. Dünya’ya getirilecek numunelerin analiz edilmesi gerekiyor. Bu organik moleküller nereden geldi, Mars çevresinde mi oluştu yoksa başka bir yerden mi geldi bunu anlamamız lazım” dedi.

Curiosity ekibi, yapılan tespitin ardından sorulması gereken en önemli sorunun, bu bileşiklerin Mars’ın doğasında mı oluştuğu veya diğer kozmik cisimler tarafından mı Kızıl Gezegen’e taşındığını anlamak olduğunu ifade etti. Dahası, bu yaşam izlerinin, Curiosity tarafından Dünya’dan Mars’a taşınmış olabileceği belirtildi.

‘TESTLER SÜRECEK’
Curiosity’nin SAM baş analisti Paul Mahaffy, Grotzinger’in ardından söz alarak, “SAM, organik moleküllere ait kesin bir tespitte bulundu diyemeyiz… Her ne kadar organik bileşikler bulmuş olsa da, ilk olarak bu bileşiklerin Mars’a özgü olup olmadığını anlamamız lazım” dedi.

NASA yaptığı basın açıklamasında, “Tespit edilen klorun büyük olasılıkla Mars’a ait olduğunu ancak karbonun Curiosity aracılığıyla Dünya’dan gelmiş olabileceğini” ifade etti.

Curiosity'nin Mars izleri
Curiosity’nin Mars izleri

Curiosity, en son elde ettiği bulguları Sharp Dağı’na giden yolun üzerinde bulunan rüzgarlı ve kumlu ‘Rocknest’ bölgesinde keşfetti. Curiosity, dev Gale Krateri’ne indikten sonra kapsamlı analizler gerçekleştirmek için Sharp Dağı’na ilerliyor.

Grotzinger, 2.5 milyar dolarlık nükleer enerjili keşif aracının, yakın zamanda sondaj çalışmalarına da başlayacağını ifade etti. Mars’a gönderilen en gelişmiş uzay aracı olan Curiosity, en az 2 yıl süreyle Gale Krateri’nde keşif yapacak.

Grotzinger, bugüne kadar Curiosity’nin Dünya’ya çok büyük ve çok önemli miktarda veri gönderdiğini, kamuoyuyla paylaştıkları fotoğraf sayısının 11 bini bulduğunu belirtti. ABD’li araştırmacı, bir hafta boyunca bekleyen açıklamanın oldukça önemli olduğunu belirtirken, Curiosity ekibi, uzay aracının birçok önemli keşifte bulunduğunu ve antik bir nehir yatağı keşfinin ‘inanılmaz’ olduğunu ifade etti.

Kaynak: nasa, ntvmsnbc

Mars’ta Tarihe Geçecek Bir Keşif!

NASA’dan açıklama: “Mars’ta bulunan keşif aracı Curiosity çok önemli bir keşif yaptı”. Bazıları, Mars’ta organizma kalıntısına ulaşıldığını öne sürdü.

Kızıl Gezegen’in yüzeyinde gözlem ve deneyler gerçekleştiren Curiosity, çok büyük bir keşif yapmış olabilir. Ancak NASA’nın konu hakkında kesin bir açıklama yapmamış olması şu an bilim dünyasında birçok soru işaretine neden olmuş durumda. NASA, Aralık’ın ilk haftasında resmi açıklama yapılacağını belirtti.

NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı’na ev sahipliği yapan California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) jeolog John Grotzinger, Curiosity’nin en son analizlerinde çok ilginç sonuçlar elde ettiğini belirtti. Curiosity, Mars Numune Analizi (SAM) cihazına döktüğü en son numunede ‘bir şey’ keşfetti.

“TARİH KİTAPLARINA GEÇECEK”
Grotzinger, National Public Radio’ya (NPR) yaptığı açıklamada, “Curiosity’nin elde ettiği en son bulgular tarih kitaplarına geçecek. Gerçekten çok etkileyici görünüyor” dedi. Grotzinger’in açıklamasının ardından, Mars’taki jeolojik yapıların kimyasal bileşenlerini ve bu bileşenlerin yoğunluklarını analiz eden Curiosity’nin, Kızıl Gezegen’de mikrobiyolojik yaşam tespit etmiş olabileceği ifade edildi.

Grotzinger, Wired dergisine yaptığı açıklamada, elde edilen bilgilerin yakın zamanda açıklanacağını belirtti. Söz konusu açıklamanın, 3-7 Aralık arasında San Francisco’da düzenlenecek 2012 Amerikan Jeofizik Birliği toplantısında yapılabileceği ifade edildi.

Grotzinger, gönderdiği e-posta’da, “elde edilen sonuçların Dünya’yı sarsabilecek boyutta olduğunu, bu yüzden Curiosity ekibinin elde edilen bulguların doğruluğunu teyit etmek için birçok kontrol gerçekleştireceğini” söyledi. NASA, Grotzinger’in açıklamalarının dışında son gelişmeleri gazeteciler ve bilim dünyasıyla paylaşmıyor. Hatta, NASA bünyesinde Curiosity ekibi dışındaki bilim insanlarına bile bilgi verilmiyor.

Curiosity’nin 8 Eylül’de çektiği, Mars yüzeyine ait bir fotoğraf.

“SADECE BİR İPUCU DA OLABİLİR”
Arizona Üniversitesi Ay ve Gezegen Laboratuvar’ından Peter Smith, “Eğer yapılan keşif tarih kitaplarına geçecekse, açıklanmasını beklediğimiz keşif organik materyaller olacak” dedi. Mars’ın Kuzey Kutup bölgesine 2008 yılında inen Phoenix keşif aracının ekibinde yer alan Smith, “Sadece bir ipucu elde edilmiş olabilir… Ama bu bile heyecan verici” dedi. Smith, Curiosity ekibinde yer alan kimseyle bağlantısı olmadığını ve en son gelişmeler hakkında bir bilgisi bulunmadığını söyledi.

Organik moleküllerin bulunması, Mars’ta yaşam olabileceği ihtimalini güçlendiren en önemli sinyallerden biri olacak. Phoenix, keşif görevi esnasında toprak numunesini eritmiş ancak Mars toprağında yer alan perkloratlara (tuz) rastlamıştı. Perkloratlar, ısıya tepki vererek tüm karmaşık organik molekülleri yok ediyor ve geride sadece karbon dioksit bırakıyor. Karbon dioksit, Mars atmosferinde oldukça bol mikyarda bulunuyor.

BU KEZ BULUNDU MU?
Mars’a 1976’da inen ve Kızıl Gezegen’in toprağına değen ilk insan yapımı araçlar olan Viking-1 ve Viking-2’de organik molekül arayışından sonuç alamamıştı. Bilim insanları, Mars’ta yapılan ilk keşiflerin ardından Dünya’nın en yakın komşusunda yaşam olmayacağını düşünmeye başladı. Bunun en büyük nedeni, organik molekülleri ortadan kaldıran perkloratların varlığıydı.

Phoenix’in aksine, Curiosity’nin sahip olduğu en son teknoloji analiz ve deney donanımı, perkloratların tepki vermesini önleyen bir şekilde yavaşça ısıtılmasını sağlıyor. Aynı zamanda, deney esnasında numunede ne kadar karbon, oksijen, hidrojen ve diğer moleküllerin bulunduğu net bir şekilde ölçülüyor.

Curiosity’nin, tüm Mars keşif araçlarında standart olan ‘Hazcams’ kameraları. Ön ve arkadaki bu kameralar, yer ve çevredeki riskli unsurlara karşı keşif aracını uyarıyor.

Curisosity’nin sadece basit organik bileşikler bulmasının etkileyici olmayacağını belirten Smith, bu bileşiklerin Asteorit Kuşağı’ndaki meteorlarla Mars’a taşınmış olabileceğini hatırlattı. Ancak Mars’ın geçmişte yaşamın yapı taşlarına sahip olduğuna dari bulguların elde edilebileceğini belirten Smith, bir zamanlar gezegende bulunduğuna inanılan suyun da eklenmesiyle organizmaların Kızıl Gezegen’de yaşamış olabileceğini söyledi.

“DİKKATLİ OLUNMASI GEREKİYOR”
Wired’a konuşan Smith, “Eğer çok karmaşık organik yapıda bir yaşam izi bulmuşlarsa, bu gerçekten müthiş bir gelişme olur” dedi. Böyle bir bulgunun, bir zamanlar Mars’ta yaşamış organizmaların kalıntıları olabileceğine değinen Smith, yine de ‘bir kepçe kumdan’ böyle bir bulguya ulaşmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyledi.

Curiosity’nin elde ettiği bulguların ilk anda açıklanmamasının doğru bir hareket olduğunu ifade eden Smith, Phoenix görevinde de benzer bir süreç izlediklerini belirtti. Ancak elde ettiği sonuçlar hakkında yapılan spekülasyonların çok büyümesi, hatta ekiplerinden birinin Beyaz Saray’la görüştüğüne dair yanlış haberlerin çıkması, Smith’i oldukça zor durumda bırakmış. Smith, “Bir şeyleri gizli tutmaya çalıştığınızda, birçok çılgın şey yaşanabiliyor” dedi.

Kaynak: ntvmsnbc

Belgesel | Evrenin Sırları: Orada Kimse Var mı?

Uzayda başka canlılar olduğu kesin gibi; peki niye hiç karşılaşmadık? Uzayı tarayacak güçte aygıtlar var ve bir astronom, onların bizimle iletişim kurmaya çalıştığını öne sürüyor.

Ünlü aktör Morgan Freeman’ın sunduğu, Discovery Channel yapımı belgeseli buradan izleyebilirsiniz.

Belgesel hakkındaki yorumlarınızı bekliyoruz.
İyi Seyirler.

Mars’ta Gün Batımı

NASA’nın Mars keşif robotu Oppurtunity, Kızıl Gezegen’deki dev Endeavour kraterine bakan bir noktada mükemmel bir kare yakaladı.

Kraterin batı ucunda bulunan robot, gün batımı esnasında Güneş ışınların kratere düştüğü anı görüntüledi. Fotoğrafta, Oppurtunity’nin gölgesi kratere uzanıyormuş gibi görünüyor. Keşif robotu, 22 kilometre genişliğindeki kratere Ağustos 2011’de ulaşmıştı.

NASA’nın yayımladığı en son fotoğraf, Oppurtunity’nin panoramik kamerasıyla Mars saatiyle 16.30 ile 17.00 arasında çekildi. NASA yetkilileri, fotoğrafın 9 Mart tarihine ait olduğunu belirtti. Sahte renkte yayımlanan fotoğraf, Endeavour’un yüzeyindeki karanlık tepeler gibi kraterin yüzeyindeki farklılıkların belli olmasını sağlıyor.

Oppurtunity, yaklaşık dört ay boyunca dev krateri Greeley Haven adı verilen bölgeden gözlemledi ve henüz iki hafta önce tekrar hareket etmeye başladı. Kış süresince sabit bir noktada bekleyen keşif robotu, bu sürede solar panellerini Güneş’e konumlandırarak aktif kaldı.

Oppurtunity, geride bıraktığı dört ay süresince, Greeley Haven’daki kayaları incelerken, bilim insanları robotun yaydığı radyo sinyallerini analiz ederek gezegegin iç yapısı üzerinde araştırmalar yaptı.

MARS’TA SEKİZ YIL
Oppurtunity ve ikizi Spirit, Kızıl Gezegene Ocak 2004’te indi. Altı tekerli, golf arabası büyüklüğündeki iki robotun asıl görevi, üç ay boyunca Mars’ta geçmişten kalan su izleri bulmaktı.

Her iki robotun görev süresi geride kalan aylar boyunca uzatılırken, Mars’ın bir zamanlar daha sulak ve sıcak bir yer olduğuna dair bulgular elde ettiler. Spirit, Mart 2010’da Güneş’i görecek şekilde konumlanmayı başaramayınca devre dışı kaldı ve geçtiğimiz yıl tamamen kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Oppurtunity ise geride kalan sekiz yılın ardından hala güçlü. Keşif robotunun bu sürede geride bıraktığı mesafe 34.4 km.

NASA’lı mühendisler, yakın zamanda Oppurtunity’e eşlik edecek yeni bir robotu Kızıl Gezegen’e gönderecek. Bir ton ağırlığındaki Curiosity, bir aksaklık yaşanmadığı takdirde 5 Ağustos günü Mars’ın yüzeyine inecek. Araba büyüklüğündeki keşif robotu, Mars’ın yüzeyinde mikrobik hayata dair bulgular arayacak.